Dans, tutku ve toplumsal bilinç; Antonio Gades
Bazı sanatlar vardır ki yaşamını burjuvazinin içgüveyliğinde sürdürmelerine karşın, insan onuruna ters akıntıya kürek çeken sanatçılar yetiştirirler. İşte dans sanatının yıldız flamenkocusu Antonio Gades, bu konuda ayrıksı bir örnek olarak kızıl bir bayrak gibi yükselir.
Antonio Gades 20 temmuzda yaşama veda etti. Uzun süredir hasta olmasına rağmen, geçen kasım ayında son düşlerinden birini gerçekleştirmek için teknesiyle Küba’ya yelken açmıştı. Atlantik’i 30 günde geçti. Orada, yıllardır arkadaş olduğu kumandan Fidel Castro ile buluştu. Bu seyahatte sadece tecrübeli iki denizci ve bir de doktor vardı yanında. Kanser nedeniyle beş defa ameliyat olmuştu Gades. Bu türden bir deniz yolculuğunu da en son 1992’de yapmıştı. Zorlu yolculuk için bu sefer özellikle Küba’yı seçmişti, çünkü burası, -sınıfsız bir dünya hayali ile özdeşleştirdiği topraklar- onun en büyük hayaliydi. Bu hayalin verdiği güçle kapitalizmin salyalı savunucularına karşı “Küba hakkında anlattıkları koca bir yalandan başka bir şey değil” diye haykırıyordu bu yolculuğa çıkmadan önce.
Sanatçı değil devrimci sanatçı
Antonio Gades; asıl adı Antonio Esteve Rodenas. Tüm dünyada İspanyol flamenko dansının en büyük isimlerinden biri olarak tanınıyor. Ancak bu eksik ve eksik olduğu için de haksız bir ün; çünkü o dünyanın en büyük dansçı ve kareograflarından biri olmasının yanı sıra, sanatıyla ezilen sokaktaki adamın temsilcisi olmayı seçen, konser salonlarında sanatını altınlarını şıngırdatan soylulara değil, dünyanın gerçek sahipleri olan emekçilere adayan, açık komünist kimliği ile büyüklüğünü kanıtlayan biriydi.
16 Kasım 1936’da Alicante’de doğan Gades’in babası taş işçiliği de yapan, ailesini zar zor geçindiren bir duvarcıydı. Gades, ailesine katkıda bulunmak için 11 yaşında çalışmaya başladı. Bir yandan sokaklarda gazete satıyor ve bir yandan da çıraklık yapıyordu. İlk kez flamenko dansçısı Pilar Lopez’in yönettiği bir gösteriyi seyrederken, kendisindeki önüne geçilemeyecek dans tutkusunun farkına vardı. İlk gerçek dans gösterisine, Madrid’de bir bayan flamenko dansçısı tarafından keşfedildiği yer olan Circus Price’da çıktı.
Dansa başlayış nedeni öncelikle karnını doyurmaktı. Onun zamanında yoksul olan çocukların aşağı yukarı üç kurtuluş yolu vardı. Boğa güreşçiliği ya da boksörlük yaparak hayatını ortaya koymak veya dansçı olmak. Önce özel bir dans okulunda derse başlayan Gades daha sonra, içindeki tohumları atan dönemin ünlü siması Pilar Lopez’den ders aldı. 1963’te kurduğu “Compagnie Antonio Gades” ile Franco döneminde özellikle ispanya dışında çalışıyor, ama İspanya’da rejime karşı yapılan gösterileri de kaçırmıyordu. Franco’nun faşist İspanyasında, flamenkonun içini boşaltarak statükonun hizmetine sokanlarla arasına, sahnedeki kişilikli duruşuyla çok kalın bir çizgi çekti. Franco’nun ölümünden sonra bir süre ulusal baletlerin başkanlığını yaptı. Ancak kısa süre sonra kendi projeleri dahilinde çalışmayı tercih etti.
Kariyerinin nasıl başladığını soranlara “damarlarımda sanat değil açlıktan oluşmuş bir kansızlık dolaşıyordu” ya da “fakir insanlar o dönemde sadece boğa güreşçisi olarak ya da dans ederek bir yere varabiliyorlardı” türünden yanıtlar veriyordu. Gades, özellikle İspanyol sinema yönetmeni Carlos Saura ile birlikte yaptığı Kanlı Düğün, Carmen ve Kanlı Aşk gibi filmlerden sonra ismini sıklıkla duyurdu. Saura ile birlikte yaptıkları işler için Gades daha sonra ‘adeta İspanyol müzikalini yarattık’ demişti. 80’li yılların başında flamenkonun durmak bilmeyen, uluslararası yayılma yaşamasına neden oldu.
Ancak o dünyanın dört bir yanındaki izleyicilerini mucizevi dansları ile büyülemekle yetinmedi; onlara örgütlü mücadele içindeki sanatın nasıl yoksulluğun üzerindeki karabasanı kaldırabileceğinin estetiğini anlattı. Sanatının üstünde parlayan sınıf mücadelelerinin şavkına işaret etti. Son düşü olan Don Kişot’u sahnelemek, Azrail’in vizesine takıldı.
Kül ve Toprak
Gades, Fidel Castro’nun dostu bir komünist olarak yaşadı ve öldü. Katalan Komünist Partisi’ni ve İspanya işçi sınıfının onurlu mücadelesini ölene kadar maddi ve manevi açıdan destekledi. Gades yıllardır umutsuz bir hastalığın pençesinde kıvrandı; mide, bağırsak ve ciğer kanseriydi.
Bir buçuk ay önce Havana’ya uçarak Castro’dan en büyük devrim nişanını alan Gades, ölümünden 10 gün önce Raul Castro’ya yazdığı mektupta “Küllerime iyi bakın. Sen, komünizmin en iyi temsilcisisin. Benim acım, komünizme daha fazla hizmet edemeden ölmek” diyordu.
Ölümünün ardından isteği üzerine külleri ile dolu olan bir çömlek, üç kız çocuğuyla birlikte Havana’ya giden eşi tarafından Küba ordusunun düzenlediği askeri törenle yetkililere teslim edildi. Gades’in külleri, Castro’nun 1959 Devrimi’nde Sierra Maestra Dağları’nda hayatlarını kaybeden gerillalar için yaptırdığı anıt mezara konulacak.
Eğer tarihi değiştirebilecek gücü kendinde bulan insana inanıyorsak, sınıf mücadeleleri sürdüğü sürece Gades’in tutkulu dansını alkışlamaktan nasıl vazgeçebiliriz ki?
