Bugüne dek arkasında beş kitap bırakan muhalif kimlikli müzik yazarı Halil Turhanlı, altıncı kitabını çıkardı; Anarşik Armoni.
“Turhanlı’nın bu çalışmasındaki ‘efendisiz bir dünya için başkaldıran sanat’ düşüncelerinin kaynağı, ünlü ütopyacı sosyalistler Charles Fourier ve Saint-Simon’ın kullandıkları avangard sözcüğüne dek iniyor.”
Dharma Yayınları’nın Ne Kitaplar serisinden çıkan Anarşik Armoni, tek bir kitaba sığmayacak denli köklü ve zengin bir geleneği işliyor. Kitapta “Doğrudan Eylem ve Estetik Etkinlik”, Ateş Hattında Semiyotik Gerilla Savaşı”, Kahkahanın Grameri, Gürültünün Estetiği”, “Özgür Caz”, Anarko Punk ve Ötesi”, “Müzik ve Feminist Politika” başlıkları altında altı bölüm var.
Anarşik Armoni, yaratıcılığın kaynaklarını düşlerin devrimci gücünde, umut ilkesinde ve seslerin özgürleştirici potansiyelinde bulan müzisyenlerin çalışmalarını ele alıyor. John Cage’den Cornelius Cardew’a, Kültür Devrimi’nin ön saflarında savaşan müzisyenleri inceliyor. Özgür cazdan, gürültü estetiğine kadar bir dizi kavramı irdeliyor. Bu müzisyenler farklı üslup ve anlayışları benimsemiş olsalar da, varolan toplumsal düzeni köklü bir biçimde reddediş ve insani varoluşun koşullarının oluşumuna katkıda bulunacak bir müzik yaratma çabası, onları birleştiriyor.
Turhanlı’nın bu çalışmasındaki “efendisiz bir dünya için başkaldıran sanat” düşüncelerinin kaynağı, ünlü ütopyacı sosyalistler Charles Fourier ve Saint-Simon’ın, 1789 devrimini izleyen yıllarda radikal toplumsal dönüşümlere öncülük eden bir sanat anlayışını tarif etmek için kullandıkları avangard sözcüğüne dek iniyor. Oradan barikat kurmanın bir sanat olduğunu söyleyen Bakunin’in anarşist geleneğine, sırasıyla ‘tarihin sürekliliğini kıracak bilinçli istek, eylem sırasında devrimci sınıflara düşer’ diyen Walter Benjamin’e ve kurulu toplumsal düzeni yıkarak, insanca varoluşun koşullarını yaratmanın politik bir sorun olduğunu, fakat bu politik sorunun çözümüne estetiğin içinden geçerek ulaşılabileceğini düşünerek, sanatı ‘büyük reddediş’ olarak gören Herbert Marcuse üzerinden geçiyor. Oradan da avangard’ı ‘kültür savaşının ön saflarındaki şok birliği’ olarak tanımlayan Richard Kostelanetz’e ve 1999’un küreselleşme karşıtı gösterilerinde Seattle’da sokağa çıkan devrimci müzisyen Christopher DeLaurenti’ye dek uzanıyor. Turhanlı’nın ‘Anarşik Armoni’ hakkındaki fikirleri ise, doğal olarak John Cage ile başlıyor; çünkü Cage bu ifadeyi ilk kullanan müzisyendir. Cage ile başlayan macera, Cornelius Cardew ile devam ediyor.
Cage, anarşist ve pasifist düşüncelerini müziğe yansıtırken, müziğin eşitlikçi toplumun analogu, ideal toplum yönünde atılmış bir adım, poltik ve toplumsal değişimleri duyuran bir araç olduğu düşüncesinden hareket eder. Özgür ve efendisiz seslerin müziği olarak gördüğü eserleri ile, zorlayıcı kurumlar ve yasalar olmaksızın bireylerin gönüllü işbirliğine dayalı toplum ideali ile geliştirdiği ‘anarşik armoni’ arasında sıkı bir bağ vardır. Bu müzik sadece hiyerarşilerden arınmış bir sanat yaratmayı değil, eşitlikçi bir toplum idealini de yaymayı amaçlar. ‘Anarşik armoni’, müzikal bir kavram olmanın ötesinde, toplumsal bir idealdir. Bu sanatsal ve estetik başkaldırı, Arnold Schönberg ve Erik Satie’nin farklı noktalardan ve kanallardan başlattıkları bir çalışmanın, daha ileri bir noktaya taşınmış bileşkesidir.
Mao’nun düşüncelerinden hareket ederek çalışmalar yapan Marksist besteci Cardew ise, Komünist Parti Merkez Komite Üyesi bir sanatçıdır. Geleneklere karşı yıkıcı deneylere girişen ve pek çok konuda öncü olan Cardew, Stockhausen’ı emperyalizme hizmet etmekle suçlayan, Cage’i eleştiren ideolojik bir çizgiye ayak basmaktaydı. Seçkinciliğe meydan okuyan, sığ popülizme saplanmayan ve yaşadığı dönemle uzlaşmayı reddeden biriydi Cardew.
Bu önemli kitap, bir müzik yazarından ziyade, müzik dinlemeyi politik bir eylem olarak gören birinin kaleminden çıkmış.
