<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Beşer &#187; Kategorilenmemiş</title>
	<atom:link href="http://www.muratbeser.com/category/kategorisiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muratbeser.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 Jul 2011 18:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İki akşam, iki konser; Ahmad Jamal ve Gilberto Gil</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/iki-aksam-iki-konser-ahmad-jamal-ve-gilberto-gil/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/iki-aksam-iki-konser-ahmad-jamal-ve-gilberto-gil/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 08:54:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=236</guid>
		<description><![CDATA[Yer Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, tarih 5 Temmuz Çarşamba. Saatler 22:00’ye yaklaşırken sahneden beliren siyah takım elbiseli adam caz piyanosunun 50 küsur yıllık maceracısı Ahmad Jamal. Kendi bestesi ‘Aftermath’ ile açıyor konserini. Hop oturup hop kalkıyor. Alışageldiğimiz piyanonun başına çökerek konseri bitiren piyanistlerden değil. Ne de olsa Errol Garner geleneğinin temsilcisi. İyi kurgulanmış diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Yer Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, tarih 5 Temmuz Çarşamba. Saatler 22:00’ye yaklaşırken sahneden beliren siyah takım elbiseli adam caz piyanosunun 50 küsur yıllık maceracısı Ahmad Jamal. Kendi bestesi ‘Aftermath’ ile açıyor konserini. Hop oturup hop kalkıyor. Alışageldiğimiz piyanonun başına çökerek konseri bitiren piyanistlerden değil. Ne de olsa Errol Garner geleneğinin temsilcisi. İyi kurgulanmış diye geçiyor aklımızdan; işinin bir açıdan gösteri sanatı olduğunun bilincinde olan bir usta O. Varyetesi eksiksiz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"><span id="more-236"></span> Çağdaşlarından daha orijinal olduğu muhakkak. Sürekli hareket halinde oluşunun altında kabına sığmayan birini saklıyor. Minyon bedeninde tahmin edilemez bir enerji gizliyor.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Sıklıkla çığlık atıyor; Keith Jarrett’i aratmamacasına ‘ıhh’ ve ‘yeahhh’ nidalarıyla seyirci ilgisini diri tutuyor. ‘Dynamo’yu çalarken tuşları dövüyor, sürekli pozisyon değiştiriyor, kısa ve heyecanlı cümleler kuruyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Dönüyor saz arkadaşlarını tanıtıyor; beyaz kasketi, kırmızı pilot gözlüğü ve top sakalıyla bir dev oturuyor davulda; Idris Muhammed. 76 yaşında refleksleriyle hareket eden çocuk ruhlu usta için en uygun adam O. Genç basçı James Cammack’ın ise tonu ve tekniği mükemmel. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Hard-bop ‘Spanish Interlude’de renkli kişiliğini yansıtıyor; melodilerinin son notalarını vücut dili ile tamamlıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Hafif ısırgan; lafını esirgemeden söyleyen akışkan sololar yapıyor; sol eline ihtiyaç duymadığı zamanlarda lafı arkadaşlarına bırakıyor. ‘Poinciana’yı, ardından ‘After Fajr’ı çalarak gönülleri fethediyor. 90 dakikalık şöleni ‘In Search Of’ ile bitiriyor.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<h2 style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Emret Bakanım </span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Bir gün sonra aynı yerde başkası var sahnede; alabildiğine içten çığlık atıyor, el çırpıyor, bir de çılgınca dans ediyor. Düşünün bu adam berbat dizileriyle ünlü Brezilya’nın kültür bakanı. Adı Gilberto Gil. Koca bakana yakışıyor mu diyebilir, eski İngiliz TV dizisini anımsayabilirsiniz; Emret Bakanım</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Son karede izleyicilerini ayakta dans ettirerek uğurlamış olsa da, bakanın konseri epey tutuk başlıyor. Ülke meselelerinden soluk alamadığından, provalarını aksatmış olması doğal. Finalde ayağa kalkarak dans eden yüzlerce insan beni müebbet hapse mahkum etsin; ama söylemek zorundayım. Üçüncü sınıf bir orkestrası var Gil’in. Bar topluluklarından sadece yarım gömlek üstün. Solo gitarcı Sergio Chiavazzoli hariç tamamı çocuk denecek yaşta. Gil’in oğlu gitarcı Bem ve klavyeci Claudio Andrade maalesef çok zayıf. Bastığı notanın vokaliyle numaralar yapmaya yeltenen basçı Arthur Maia eğreti bir Richard Bona. Vurmalılarda Gustavo Di Dalva ve davulcu Jorge Gomes ise iç güveysinden hallice. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Tüm bunlar Gil’in değerinden hiçbir şey eksiltmiyor. Tek başına varlığı bile yeterli. Tane tane konuşan eski usul bir hikaye anlatıcısı Gil; samba ve bossa nova müziğinin hikayesini anlatırken TRT 4’deki açık öğretim üniversitesi hocalarını anımsatıyor.<span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Pop tarzında başlayan, John Lennon klasiği ‘Imagine’in Brazil yorumu ile konserin bossa nova kısmına geçen bir mücadele insanı, ırkçılık karşıtı bir nefer O. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Geçen ay girdiği yaşı için seslendirdiği, yine Lennon parçası olan ‘When I’m Sixty Four’ ile geçkin bir rasta ile olgun bir sambacı karışımı yaratan içten, inandığı gibi yaşayan sevimli biri.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 12pt 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Herkesin ayağa kaldıran şarkı Bob Marley’in büyük mirası ‘Could You Be Love’ oluyor. İki parça sonra gelen ‘Toda Menina’ ise kopuş anı. Ondan sonrasını kimse hatırlamıyor. Ben dahil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Not 1: Ahmad Jamal öncesi yanlış bir kararla programa konan Hijazz, müzisyenleri tarafından uzun süredir ihmal edilen bir proje olmalı. Aslında oldukça özgün ve iyi niyetli bir proje bu, üstelik de son derecek kaliteli isimlerden oluşuyor; ama maalesef klasik, pop caz, new-age ve Türk müziğini yan yana getirme çabasının menfi bir örneği. Konser öncesinde programlarının 90 dakika sürmesi, kendini Ahmed Jamal’e saklayan dinleyiciyi yordu. Ayrıca Ahmad Jamal konseri için son derece yanlış bir seçim. Programın bu gecesine hedefsizce ve amaçsızca konmuş. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt;">Not: 2 Aynı gecenin ana konser öncesindeki ortamı, adeta bir piknik alanı. İnsan sahnedeki topluluğun çerez yerine konmasına mı üzülsün, konser sırasında belediye büfesi mantığıyla çalışan işletmenin iddia tişörtlü satıcılarının cirit atmasına mı, yoksa bu süreyi çay ve kahve servisi sonrasında sohbet fırsatı olarak görenlere mi bilemiyor. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/iki-aksam-iki-konser-ahmad-jamal-ve-gilberto-gil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekno&#8217;nun Eksikli Tarihi &#8211; 36</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-36/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-36/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jul 2007 20:15:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=322</guid>
		<description><![CDATA[Gençlerin önündeki arkaik oluşum; The Red Krayola Dile kolay; 40 yıl boyunca bir topluluğun lideri, gitarcısı, solisti ve konsept yaratıcısı olarak ayakta kalma ciddi mesele. The Red Krayola’nın müdürü statüsündeki Mayo Thompson bu işi başaran nadide müzisyenlerin gülü. Sadece meraklısı için rock tarihinin önemli ve en büyüleyici kişiliklerinden biri olarak bilinen Thompson, caz dışı müzikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Gençlerin önündeki arkaik oluşum; The Red Krayola</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Dile kolay; 40 yıl boyunca bir topluluğun lideri, gitarcısı, solisti ve konsept yaratıcısı olarak ayakta kalma ciddi mesele. The Red Krayola’nın müdürü statüsündeki Mayo Thompson bu işi başaran nadide müzisyenlerin gülü. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sadece meraklısı için rock tarihinin önemli ve en büyüleyici kişiliklerinden biri olarak bilinen Thompson, caz dışı müzikte serbest doğaçlama mantığını başlatan adam. Onun bu özelliği dolayısıyla The Red Krayola’nın sahip olduğu en önemli iki özellikten biri. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><span id="more-322"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Rock, klasik, caz müzisyenleri ve onların dinleyicileri The Red Krayola’nın modern ötesi konseptini anlamakta çok zorlanıyordu doğal olarak. En sık karşılaştıkları soru “yaptıkları müziğin bilinçle mi, yoksa rasgele mi olduğu” yolunda şeylerdi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Rasgele sorusuna “evet”, ama bu müziği inanarak yaptıklarından dolayı bir süre sonra zaten en uygunsuz anda en uygunsuz notayı çalmanın doğal olmadığı düşüncesine karşı “hayır” oluyordu yanıt. Rasgele ama bilinçli. Notalarla arasının iyi olmasını hiç aklından geçirmeyen Thompson, “Oyster Things” gibi şarkıları yazarken, gitarla bir melodiyi hiç tekrarlamadan, hangi gam da olduğuna önem vermeden çalışıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Gelelim ikinci özelliğine The Red Krayola’nın. Bu da bu arkaik oluşumun en taze avangart ve elektronik konseptli isimlere taş çıkartırcasına, dünyanın en yaşlı underground rock topluluğu oluşu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Red Krayola saykodelik doğum sancılarından post punk’a geçiş ağrılarına kadar toplumsaldan müziği yansıyan tüm dönüşüm sancılarını yakından çekmiş bir topluluk. Thompson, zoru seven sıra dışı müzisyenliği bir yana, sadece ticarilikten uzak albümlerinin dinlediklerine kafa patlatmayı seven entelektüel dinleyiciler için yapılmış olması, başlı başına vaka. Çünkü garip bir cazibesi olan vokaliyle, alışılmadık alaylar, tipik olmayan düşünceler üretiyordu Thompson. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">İsminin önüne “The” almadan evvel 1966 yılında Houston’da bir üçlü olarak doğdu Red Crayola. Daha sonradan toplamalara alınan ilk demoları folk esintiliydi. İlk albümleri “The Parable of Arable Land” o güne dek kulakların aşina olmadığı türden deneysel yaklaşımlar sergiliyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Endüstriyel rock,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>hardcore hayranlığı ile metropol hip eğilimler sızıyordu parçaların ses aralıklarından. Kısa bir süre sonra topluluk dağıldı ve Thompson bir solo albüm yaptı. Eklektik folk çalışma, Syd Barrett dünyasını anıştırıyordu. Albümden sonra The Red Krayola dirildi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Thompson İngiltere’ye taşındı ve çalışmaları burada sürdürdü. Dönemin moda fikirlerinin zekice süzüyordu uzaktan. Hippi idealleri, punk fikirleri vücut buluyordu çalışmalarında. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">The Raincoats’dan Gina Birch, X-Ray Spex’den Lora Logic gibi müzisyenlerle çalışıyor olması büyük şanstı. Post-punk ruhunu, hışırtılı gitarlar, nefesliler ve sanatsal şarkı yapıları ile uzaktan destekliyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Thompson seksenli yıllarda Pere Ubu’ya katıldı. Fakat bir yanda sürekli The Red Krayola çalışmaları yapmayı ihmal etmedi. Bu durum doksanların ortalarına kadar sürdü. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Thompson’ın Art &amp; Language ile yetmişlerin sonu ve seksenlerin başında The Red Krayola çalışmalarına paralel gerçekleştirdiği çalışmaları kariyerinde büyük bir önem taşır. Ona göre dinleyiciyi mümkün olabildiğince delirtmek, çıldırtmaktır çaresiz bırakmak mühimdir. Bir bakmışınız “abstract ironist”, bir bakmışınız Margaret Thatcher’ı kendisine örnek alan bir deli.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sözleri okunduğunda kendisine de çok yabancı gelir, ama müziğe istediği her şeyi koyabileceğini çakozlar bu yıllarda. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Thompson’ın rock müziğine olan tutkusu onu saykodelik müzik ve serbest doğaçlama üzerine incelemeler başlatmasına neden olmuştu. Aynı zamanda seksenlerde birkaç bağımsız müzik şirketine menajerlik, albümlere yapımcılık yaptı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">The 13th Floor Elevators dışında Kleenex ve The Fall, Yeni Zelanda’dan The Chills gibi gruplarla çalışmalarda bulundu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">1996’da çıkan albümleri “Hazei”, eleştirmenler için fazla bir say ifade etmedi; oysa Thompson’a göre bu yaptıkları en ilginç çalışmaydı. Elde kalan tek kelim eleştirmenlerin kullandığı “artless” idi. Bu aslında müzikleri için mükemmel bir tanımdı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Az sayıdaki şarkıya karşın müzik kendisi için hep enstrümantal olmuş. Sözlü müzik hakkında aklına sürekli The Beatles gelmiş ve “adamlar bu isi bitirmiş” diye düşünmüş Zaten hep başkalarının yapmadığı bir şeyler yapmak için çalışmış. Şimdi 63 yaşa aldırış etmeyen Thompson, halen gençlerin önünde bastonsuz yürümeyi sürdürüyor. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-36/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekno&#8217;nun Eksikli Tarihi &#8211; 35</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-35/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-35/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jun 2007 20:11:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=320</guid>
		<description><![CDATA[Türler Arası Yaratıcı Müzisyen; Elliot Sharp New Yorklu gitarcı, saksofoncu ve sıra dışı besteci Elliot Sharp, 27 yıllık müzisyenlik yaşamında, müziğini tarif etmekte zorlanan eleştirmen ve dinleyiciler tarafından kılıktan kılığa sokulan müzisyenlerin başını çekiyor. Bir albümünde yeni folkun öncüsü oluyor, bir sonrakinde özgür cazcı. Ardından avangard sanatçı diye gösterilirken, bir başkası tarafından noise müziği hareketinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Türler Arası Yaratıcı Müzisyen; Elliot Sharp</span></h1>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">New Yorklu gitarcı, saksofoncu ve sıra dışı besteci Elliot Sharp, 27 yıllık müzisyenlik yaşamında, müziğini tarif etmekte zorlanan eleştirmen ve dinleyiciler tarafından kılıktan kılığa sokulan müzisyenlerin başını çekiyor. Bir albümünde yeni folkun öncüsü oluyor, bir sonrakinde özgür cazcı. Ardından avangard sanatçı diye gösterilirken, bir başkası tarafından noise müziği hareketinin önde gideni diye anlatılıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><span id="more-320"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Oysa Sharp’ı özüne en yakın gösteren ve hakkındaki çelişkili ifadeli ve tanımları da bir ipe çeken en berrak çalışması 2005 yılında Terraplane projesi kapsamında çıkardığı “Secret Life” albümü oldu. Bu albümde ilk kez uçuk kaçık bir blues gitarcısı hüviyeti ile çıkıyordu dinleyicilerinin karşısına Sharp. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Bu onun özüne en fazla dokunan yüzüydü. Çünkü blues Sharp için yeni bir şey değildi. Onu bizler her zaman elektronik, avangart ve modern konseptlere aşık bir manyak olarak kabul etmiş olsak da, yaptığı her ne olursa olsun, Alttan alta blues müziğinin kökleri kendini hissettiriyor ve nedense bu yanının altı bir türlü çizilmiyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sharp doksanların ortalarından beri Terraplane projesi kapsamında blues adına zihin açıcı tekliflerde bulunuyor; muhafazakâr dinleyicileri rahatsız eden “münasebetsizliklerde” bulunuyordu. Charles Mingus’un oğlu Eric’in Terraplane orkestrasına katılması, blues ile cilveleşme katsayısını yükseltiyor, bu müziğe bakış açısını alabildiğine kentli bir ruh haline taşıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Aslında yeni bir dinleyici kitlesi oluşturmak adına Sharp’ın kendini stilistik olarak değiştirmeye pek gereksinimi yoktu. Blues kendini çok uzun süreçte açmıştı Sharp’a. Ondaki keskin uçların ve diğer dönüşümlerin tersine, blues Sharp’ın müziğine çok uzun süreçte ve sindire sindire nüfus etmişti. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">“Bir albüm sanatçının içinden dünyaya açılan bir penceredir” diyen Sharp, görüntüdeki şaşırtıcılığına karşın, büyük keşif gezilerine çıkmıyor. O nedenle özünde çok farklı bir albüm değildi “Secret Life”, sanatçının mantıksal dizgesi ve bu dizgenin vardığı sonuçlar açısından. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sharp için blues, öncelikle akşamları terasında otururken hayatın sıkıntılarından uzaklaşmanın aracı oldu. Tüm sinirini üzerinden alan bu müzikle kurduğu ilişkinin kökeninde önce Muddy Waters ve Howlin’ Wolf, sonra da Yardbirds ve Rolling Stones var. Slide gitara başladığında bu müzisyenlerin neden çok değerli olduğunu daha iyi kavramaya başlıyordu. Akor ve skalalarla çalmayı öğrenmeden evvel, laboratuarlarda kullanılan deney tüpleri ile çalma fikrini bu müzisyenlerden esinleniyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Altmışlı yılların sonlarında, dünyada esen muhalefet rüzgârlarının etkisinde kalan Sharp, Karlheinz Stockhausen, Harry Partch, Cecil Taylor, Ornette Coleman, Feedback, Saykodelik Hint müziği dinlemeye başlamış ve bunların hepsini birden çalmak istemişti. Bunların karışımından oluşan ve kendini ifade edeceği bir yol için öncelikle kimliğini bulmak zorunda olduğunu iyi biliyordu. İşte bunun içindir ki, eleştirmen ve dinleyiciler tarafından kılıktan kılığa sokulan müzisyenlerin başını çekiyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">“Ben Kimim?”. Bu soru, Sharp için halen yanıtsız ve tamamlanmamış durumda. Yaşının ilerlemişliğine karşın “kırkından sonra azanı teneşir paklar” lafını doğrularcasına daha çok tekno ve deneysel orkestrasyonlarla haşır neşir olan Sharp’ın, şimdi Terraplane’nin yanına Melvin Gibb ve Lounge Carter’ın içinde bulunduğu bir power-trio’yu koyması tesadüf değil. İki ekibin kesişim kümesinde gitar var. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sharp’ın bu bileşendeki gitar çalışı James Blood Ulmer, Sony Sharrock ve Jimi etkileri taşısa da, uyum ve melodi açısından Ornette Coleman’a yakın olması oldukça anlamlıydı. Onun için gitar albümleriyle orkestral çalışmalar arasında herhangi bir çelişki yoktu. Gitar Sharp için kompozisyonun çıkış noktası. Olanaklarını genişlettiği bu enstrüman sayesinde Sharp türler arası yaratıcı müzisyen sıfatına layık görülüyordu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Geçmişinde entelektüel bir konstrüktivist gibi bestelere imza atan bu adam, bilimsel formüllere ve teknolojik gelişmelere sıkı sıkıya bağlıydı. Duyguya mantık tarafından itiş kakış davranıldığı dünyada, öfkeden hüzne giden bir duygusal hatta sıra dışı seslerle çalışıyordu Sharp. Aynı anda hem mutlu, hem heyecanlı; ama bir o kadar da çelişkisiz kompozisyonlarla, müziğe sıra dışı teknolojik duygular yüklüyordu. Bu sesler alışıldık sesleri sevenlere ezoterik ve tehlikeli gelse de, her kesimden dinleyici bu doğaçlamaları dinlerken bir başka boyuta büyük bir güvenlik içinde geçtiğini rahatlıkla kabullenebilirdi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Seksen sonu doksan başı; efsanevi “downtown” dönemine giren Sharp, John Zorn, John Laurie, Bill Laswell ve Fred Frith gibi isimlerle birlikte bu akımın temsilcilerinden biri sayılıyordu. Fanus içinde yaşanan bu dünya, 9/11 ile birlikte yıkıldı; çünkü New York’ta yaşayan tüm müzisyenler gibi bu camianın mensupları da gerçek dünyaya ayak bastırılmışlardı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Sharp gibi aşırı derecede gelişmiş bir kişiselcinin bile, lokalden globale giden bu yoldaki dönüşümü, ona ve müziğine zarardan ziyade yarar getirdi. New Yorklu bir müzisyen zümresi için kullanılan avangart kelimesinin içine politika girdi böylece. Oysa blues müziğinin bu çevreye sızma ihtimali hiç mi hiç yoktu; tıpkı hayatın gerçeklerinin sızma ihtimali olmayışı gibi. Sharp’ın müziğinin aslına uygun olmayan tanımlamalardan sıyrılması hepimiz için büyük bir kıvanç. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-35/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekno&#8217;nun Eksikli Tarihi &#8211; 34</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-34/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-34/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2007 20:08:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=318</guid>
		<description><![CDATA[Elektronik Müzik Kozmonotu; Klaus Schulze Elektronik müzik alanında oluşmuş ve oluşması beklenen eğilimlerin tavizsiz öncüsü Klaus Schulze. Hiç kolay değil; bir düşünün. Profesyonel müzik alanında 30 yılı aşkın bir süredir kesintisiz aktif olacaksınız; hem yüzünüzü eskitmeden kalacaksınız, hem özgün kişiliğinizi muhafaza ederek ilkelerinizden taviz vermeyeceksiniz, hem de yeni eğilimlerin öncü kimliği figürünü elden bırakmayacaksınız. Bunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Elektronik Müzik Kozmonotu; Klaus Schulze</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Elektronik müzik alanında oluşmuş ve oluşması beklenen eğilimlerin tavizsiz öncüsü Klaus Schulze. Hiç kolay değil; bir düşünün. Profesyonel müzik alanında 30 yılı aşkın bir süredir kesintisiz aktif olacaksınız; hem yüzünüzü eskitmeden kalacaksınız, hem özgün kişiliğinizi muhafaza ederek ilkelerinizden taviz vermeyeceksiniz, hem de yeni eğilimlerin öncü kimliği figürünü elden bırakmayacaksınız. Bunu beceren ender müzisyenlerden biri, pek çoğunun adını ilk kez Tangerine Dream kadrosundan öğrendiği ilerici müzisyen Schulze. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><span id="more-318"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">1973’ün ikili albümü “Cyborg” ile, yıllarca biriktirdiği synth denemelerini ve geniş açılı fikirlerini açığa çıkarmıştı Schulze. Bir orkestra eşliğinde, süpürücü ses dalgaları yayan bir VCS3 ve diğer statik ses üreten makinelerle kaydedilen albüm, egzotik sesleri ve ritimleriyle tuhaf bir zihinsel yolculuğa çıkarıyordu dinleyenleri. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Giderek tempo kazanan ve tercihini cazibeli seslerden yana kullanan Schulze, yetmişli yılların ortalarına kadar yaptığı tüm albümlerle seksenli yılların müjdecisi oluyordu. Özellikle 1974’ün “Timewind”i kariyerinde ve elektronik müziğin tarihinde önemli bir dönemece işaret ediyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Kitap yakan, soykırım yapan, kültür yağmalayan Nazizm’in ardından Alman toplumunda yaşanan ruhsal fakirlik, sonraki yıllarda yükselen karşıtlığını yaratmıştı. Altmışlı yılların Anglo-Amerikan müziği üzerine kurulu olan pop kültürüne tepki olarak, kendi topraklarının müziğine geri dönen Alman sanatçılarının dönemi başlamıştı yetmişli yılların başlarında.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Amerikan eğlence müziğine karşı ve Almancada içerik olarak anlam taşıyan, Karl-Heinz Stockhausen gibi avangard sanatçıları konu eden ve hatta tüm dünyada İngilizce öngörülen rock müziğine Almanca sesler katan müzisyenler beliriyordu artık. İngiliz ve Amerikan rock müziğinin temelinde yatan ritmi, bağımsız ve devrimci karakteri her şeye rağmen muhafaza ediliyordu. Böylece Alman müziği, hala İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden biri olan kültür karmaşası içinde de olsa, kendi ve diğer kültürlerin karışımından ortaya çıkan müzikle özgün bir geleceğin ilk adımlarını atıyordu. İşte bu ortamda filizlenmişti “Timewind”. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Huzursuz geçen yılların ardından yükselen müzisyenler kuşağına mensuptu Schulze. Onun verimli bir sanatçı olarak en iyi yılları, Alman müziğinin dorukta olduğu zamanlara rastlamıştı. Almanya’da 1977 yılı tüm müzisyenlerin en bereketli yılıydı. Modern elektronik akımların sürükleyicisi olan tüm önemli isimler birden fazla albüm gerçekleştirerek, yarının müziğini oluşturma yarışında ülkelerini önemli bir pozisyona getiriyorlardı. Schulze’de üç albümle katıldı 1977’nin dijital hizmet yarışına; “Body Love”, “Mirage” ve “Body Love II”. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Ses manzaraları yaratan Schulze için iki bölüm halinde müziklerini gerçekleştirdiği “Body Love” filmi bir dönüm noktasıydı. O tarihten sonra seslerle görsel olarak oynamaya başladı. Bu albümdeki müzik geçmişin mirasının toplardamarı olarak ortaya çıkmış; uzaysal ritimler ve ardışık elektronik melodileri içine alarak kaynaştırmıştı. Sürekli değişen bas çizgisi Tangerine Dream benzerliğiyle öne çıkarken, arpejlerle örülmüş melodik çizgisi ve arka planı dolduran bleepleyen sesleri Jean Michel Jarre’ın “Oxygene” dönemine ışık tutuyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Kısa cümlelerle anlatılan uzun uzay hikâyeleri; ani dönüşler içeren düğüm noktaları; şaşırtıcı sonuçlarla noktalanan gizemli yolculuklar; erken yetmişli yılların efsanevi Berlinli analog sesler profesörü Schulze’un albümlerinin genel izleği buydu. Elektronik müzik tarihinden fırlatılan roketin gerçek kozmonotu Schulze’un tüm kariyeri, uzaysal elektronik müziğin sınırlarını zorlamakla geçmişti. Bu ulvi meslek onun solo çalışmalarında olduğu gibi, Tangerine Dream ve Ash Ra Tempel gönüllüsü olarak bulunduğu çalışmalarda da üzerine dert edindiği birincil konuydu. Gerek solo besteleri, gerekse topluluk içindeki vazifesinin asli olarak yüzünü çevirdiği yerde, ses ve görüntü arasındaki espas ilişkisini betimliyordu. Özellikle tüm zamanların en çok salık verilen “Mirage” ve “Timewind” albümleri bu konuya kafayı takmıştı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Klaus Schulze’un yaratıcı çalışmaları, genç dinleyicilerin kulaklarını sulandırmaya, yarını yaratacak yeni elektronikçi kuşakların ise yolunu aydınlatmaya halen devam ediyor. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-34/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tekno&#8217;nun Eksikli Tarihi &#8211; 33</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-33/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-33/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2007 20:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Minimal ses dervişi; Terry Riley Bir keşişi andıran yüzü, Rönesans desenlerinden fırlamış ak sakalı ve yekpare kumaştan kesilmiş otantik giysileriyle Terry Riley, elektronik müzik tarihinin belki de en çekici dervişiydi. Bu kayıt aşığı seyyar ruhlu adam, eğer ufacık bir ses bulacağından eminse dünyanın bir ucundan öteki ucuna kalkıp gitmekten; hatta bir süreliğine yabancı diyarlarda gurbetçi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Minimal ses dervişi; Terry Riley</span></h1>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Bir keşişi andıran yüzü, Rönesans desenlerinden fırlamış ak sakalı ve yekpare kumaştan kesilmiş otantik giysileriyle Terry Riley, elektronik müzik tarihinin belki de en çekici dervişiydi. Bu kayıt aşığı seyyar ruhlu adam, eğer ufacık bir ses bulacağından eminse dünyanın bir ucundan öteki ucuna kalkıp gitmekten; hatta bir süreliğine yabancı diyarlarda gurbetçi olarak yaşamaktan kendini alıkoyamayan bir deliydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><span id="more-316"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Minimalist öncü Riley, aynı zamanda savaş sonrası dünyanın en devrimci bestecilerinden de biri. Western motiflerini basit teyp kayıtları sayesinde çoğaltarak kendine has bir düzeneğin içinde loop ve delay işlemlerinden geçirerek deneysel çalışmalarla işe başlayan Riley, daha sonradan sebep olacağı gelişmelerin sadece bir kısmının farkındaydı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Profesyonel yaşamına ellili yıllarda bir piyanist olarak başlaması, piyanistlikle yetinmeyerek bu klasik enstrümanı elektronik filtrelerle münasebete sokması dönemindeki tüm mühim entelektüeller ile tanışma fırsatını sağlamıştı kendisine. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Berkeley mezuniyeti sonrasında kendini “tape delay/feedback” adını verdiği bir kayıt yöntemine adayarak, dönemi için şaşırtıcı müzikal ifadeler yaratıyordu. Sadece içinden orijinal sesler çıkarıp teybine alabilmek amacıyla saksofon öğrenen bu tutkulu adam, epik doğaçlamalar ve yaratıcılığın sınırları konusunda daha da özgürdü artık. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Halen en önemli çalışması olarak kabul edilir 1967 yılında çıkardığı ilk plağı “Rainbow in Curved Air”. Öğrencilik öncesi ve sonrasındaki tüm deneylerinden elde ettiği sonuçların birikimiydi bu albüm. Yeni Müzik adına yaratılan evrelendirilmiş müzik gibi pek çok kavram ilk kez bu albümde vücuda gelmişti. “Rainbow in Curved Air” açık seçik okunan tekniği sayesinde Riley’ye kalıplardan doğaçlamaya giden yolu açmış; daha sonraki çalışmaları ile üzerine istediği kadar kat çıkabileceği binanın temelini atmıştı. “Rainbow in Curved Air”, renkli motifleriyle yarının, ruhani atmosferiyle de bir başka dünyanın müziği olma özelliğini taşıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Zaman geciktirici akümülatör kullandığı 1968 tarihli “Poppy Nogood and the Phantom Band All Night Flight, Vol.1”da yankılanan seslerle örmüştü müziğini.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">John Cale’nin de katıldığı 1971’deki “Church of Anthrax”, deneysel müzik dünyasında yeni bir çığırın habercisi gibiydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">İkili albüm “Persian Surgery Dervishes”, meditasyon dünyasının ruhunu kullanan ilk trance plağı olarak görmek yanlış bir tarif değildi. İç içe geçmiş tekrara dayalı sesler, minimalizmin iri adımlarından biri olarak kabul görüyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Yetmişlerde Hindistan’da yaşadı Riley, vokal müziği ile ilgilenmek için. Pandit Pran Nath ile çalıştı. Elektronik müzik tarihinin nadir bulunan plaklarına imza attı. Saykodelik müziğin elektronik ortama transfer edilmesinde yol açmış; ipnotize edici tekrarla modal caza yakın kavramlar oluşturmuştu bu plaklar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Her plağı bir film gibiydi Riley’in. Karmaşık olaylar, dostluklar, ruhi derinliğe sahip psikolojik karakterler, pastoral ve gerçeküstücü manzaralar, insanlık ilişkileri tasvirleri; bunların tamamı mevcuttu Riley albümlerinde. Kült statüsündeki albümlere taş çıkaracak kadar tuhaf olayları ve kişilikleri seslerle resmetmesindeki maharet, yeraltı sinemasının paradoksal aksiyonları gibiydi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;">Eğer örnek vermek gerekirse, efsanevi Alman oyuncu Klaus Kinski, Riley çalışmalarının sinematik örgüsü için kusursuz bir karakterdi; tıpkı Werner Herzog filmlerinin pelikülası ve onlara kusursuzca eşlik eden Popol Vuh müzikleri gibi. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/teknonun-eksikli-tarihi-33/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

