<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Beşer &#187; Kritik</title>
	<atom:link href="http://www.muratbeser.com/category/kritik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muratbeser.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 Jul 2011 18:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Blues Explosion : Damage (2005)</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/blues-explosion-damage-2005/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/blues-explosion-damage-2005/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2005 06:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kritik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=10</guid>
		<description><![CDATA[Bir kimya profesörü ile kardiyoloji teknisyeninin oğlu olarak dünyaya gelen Jon, Kraftwerk, The Residents, Devo gibi sanatsal eğilimlerle yüklü isimlerin dinleyiciliğinden, New York’a 1886 yılındaki göçüyle birlikte Iggy &#038; The Stooges, MC5, Gun Club, New York Dolls gibi terbiyesiz toplulukların hayranlığına terfi etmiş. Karısı Christina Marinez ile seksenli yılların sonunda insanları dışlama amaçlı, öfke dolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kimya profesörü ile kardiyoloji teknisyeninin oğlu olarak dünyaya gelen Jon, Kraftwerk, The Residents, Devo gibi sanatsal eğilimlerle yüklü isimlerin dinleyiciliğinden, New York’a 1886 yılındaki göçüyle birlikte Iggy &#038; The Stooges, MC5, Gun Club, New York Dolls gibi terbiyesiz toplulukların hayranlığına terfi etmiş. Karısı Christina Marinez ile seksenli yılların sonunda insanları dışlama amaçlı, öfke dolu arketip topluluk Pussy Galore’u; bu yılların ardından da iyiden iyiye kavramlarla oynamaktan vazgeçen Jon, şehvete dayalı azgın topluluk Blues Explosion’ı kurmuş.</p>
<p><span id="more-10"></span></p>
<p>Gitar ve vokalde Jon Spencer, elektrik gitarda Judah Bauer ve davulda Russell Simins’den oluşan bu üçlüyü diğer New York’lu müzisyenlerden ayıran, sık sık farklı kuşak ve kültürlerden gelen insanlarla çalışmaları. Topluluğun son albümü “Damage”da öncelikle değişen en önemli şey isimleri; Jon Spencer Blues Explosion, şimdi sadece Blues Explosion oldu. Zaten bunun dışında çokta bir değişiklik yok; ama albümdeki bazı parçalara eşlik eden sürpriz isimler var. Bu çalışmaya katkı koyanlar arasında ilk göze çarpanlar elektro-dans müzisyeni ve yapımcısı David Holmes, San Francisco’lu hip-hop yapımcısı Dan The Automator ve emektar rapçi Chuck D. Hatta ‘Fed Up And Low Down’ adlı parça, Blues Explosion şarkısından ziyade neredeyse eşlik eden DJ Shadow’un albümünden ödünç alınmış gibi. Çünkü her iki tarafta artık blues müziğinin pamuk tarlalarında sömürülen siyah insanların acılarını dile getirdiği zamanlardakinden farklı tınlaması gerektiği konusunda hemfikir. Evet, modern toplumda emeğini satan insanın makus talihi değişmedi, ama en azından azgın sınıflar sineğin yağını çıkarma tekniklerini çok geliştirdi.</p>
<p>Albümün “Damage” (zarar, yıkım) olan adı, içinde neyle ilgilenildiği hakkında az çok bir fikir veriyor. Bir yıkımın oldukça yararlı ve meyve verici hale gelebileceği söyleniyor bu albümde dinleyiciye. Eğer yeni bir şey oluşturmak istiyorsanız, o zaman eskiyi yıkacaksınız. Jon’un gece kadar siyah olan saçları ve deri ceketi de buna işaret ediyor; aynı zamanda bu topluluğun blues müziğine yaklaşımını özetliyor.</p>
<p>Aslında “Damage”da bir yandan da tuhaf bir hip-hop rüzgarı esiyor. Bu da en eski ve en yeni popüler Afro-Amerikan pop müziği biçimlerine aynı anda el atılmış olmasından kaynaklanıyor. En belirgin örneği Public Enemy’nin Chuck D.’sinin rap yaptığı ‘Hot Gossip’. ‘Demokrasi’ye inanmıyorum’ diyor şarkılarından birinde Jon. Şarkılarında ilk defa bu kadar açık politik göndermelerde bulunuyor.</p>
<p>Şarkılar vahşi bir kirlilik ile arsızlık arasında salınıyor; gitarlar öylesine rahatsız edici tınlıyor ki, gitara dayalı arayışlar üzerine kurulu tüm toplulukların çoğunu utandırıyor. Geleneksel blues’un ayarları ile oynayarak içinden modern bir garaj ses örgüsü çıkaran bu itaatsiz müzisyenler, doksanların başından beri birbirinden tahripkar albümlere imza atmaya devam ediyorlar. Serinin devamında “Damage”, Blues Explosion konseptine sıkı sıkıya bağlı ve zincirin sağlam halkalarından biri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/blues-explosion-damage-2005/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Troublemakers / Express Way (2005)</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/the-troublemakers-express-way-2005/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/the-troublemakers-express-way-2005/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2005 06:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kritik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Blue Note firmasının Fransa ofisinde mutlu sonla biten hikaye, geçen yüzyılın sonunda Marsilya’daki bir kültür merkezinde başlar. Serbest çalışan iki DJ, Lionel ve Fred Berthet ile sanat okulu mezunu Arnaud Taillefer, bir DJ miks workshop’unda tanışır. Her üçü müzik konusunda ortak perspektife sahip olduklarını anlamakta gecikmez ve 2000 yılında The Troublemakers adıyla olarak bir araya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Blue Note firmasının Fransa ofisinde mutlu sonla biten hikaye, geçen yüzyılın sonunda Marsilya’daki bir kültür merkezinde başlar. Serbest çalışan iki DJ, Lionel ve Fred Berthet ile sanat okulu mezunu Arnaud Taillefer, bir DJ miks workshop’unda tanışır. Her üçü müzik konusunda ortak perspektife sahip olduklarını anlamakta gecikmez ve 2000 yılında The Troublemakers adıyla olarak bir araya gelirler. Bir yıl sonra Chicagolu elektro firması Guidance’den “Doubts &#038; Convictions” adlı ilk albümleri çıkar. Bu albüm tartışmasız kategori dışıdır, ancak stilistik açıdan olmayan ülkeye ait müzikler, bir hedef kitle de oluşturamaz; sadece entelektüel elektronik dinleyicisi ve tutucu olmayan caz fanları tarafından ilgi görür. Yaklaşık iki yıl sonra The Troublemakers sadece Taillefer’den ibaret kalır. Ardından da Taillefer ve bir süredir DJ Oil adını taşıyan Corsini ile yan yana gelir; Blue Note ile sözleşme imzalar. Bu adım çok mantıklıdır çünkü Blue Note sadece standart caz değil, aynı zamanda sistematik olarak cazı ileriye taşıyan genç sanatçıları bulup çıkarmakla da ünlü bir markadır. Bu işte oldukça başarılı olduğunu Blue Note Fransa’dan geçen yıl çıkan St. Germain ve genç DJ Booster’dan biliyoruz.</p>
<p><span id="more-32"></span></p>
<p>The Troublemakers’ın yeni albüm çalışması “Express Way”, adeta selüloitten yapılmış; çeşitli enstrümanlar, kameranın önünde bir araya getirilmişçesine, sinema dili ve tekniği ile örülmüş. Arada bir özel efekt etkisi veren sesler ekleniyor. Altmışlı yıllardaki caz, funk, rare groove, easy listening ve her şeyden önce çok sayıda duygusal filmin müziğini yansıtan parçalarda, sinema koltuğunda hissediyor insan kendini; tıpkı gerçek zamanda bir caddede elinde silahlı Jean Paul Belmondo ya da Alain Delon tarafından arkasından kovalanıyormuş gibi.</p>
<p>Albüm hemen oldukça dramatik bir film jeneriğini andıran ‘Every Day Is Just An Extension Of Yesterday’ ile açılıyor. ‘V 72’ ve ‘Le Bocal’ parçalarındaki funk öğeleri belirgin olarak altmışların sonundaki film müziği estetiğini temel alıyor. ‘All We Love’, ‘Lemon’ ve ‘If You Arrest Me’ gibi parçalar yetmişlerin başındaki soul’u büyük bir jestle yansıtıyor ve Billie Holliday saygı şarkısı ‘God Bless Billie’ doğallık ve zarafetle soul, caz ve şanson öğelerini bir araya getiriyor. Bununla birlikte albüm, geçmişteki müzikal stillerin pazıl parçası gibi birleştirilmesinden öteye gidiyor. Buna ikiliye destek amacıyla stüdyoya gelen çok sayıdaki genç yeteneğin katkısı inkar edilmez. Marsilyalı hip-hop’çı DJ Rebel ve Flüt virtüözü Magic Malik albümü ne kadar zenginleştiriyorlarsa, afro-soul kraliçesi Sandra N’Keke, soul şarkıcısı Jules Bikoko, Blackalicious’dan tanıdığımız rapçi The Gift of Gab ya da saksofoncu Julien Lourau’da o kadar katkıda bulunuyor. Final cilasından sorumlu kişi ise Mischpult-Meister Jeff Sharel.</p>
<p>İkili albümü seslerden ve resimler yaratıyor; asıl mesleği grafikerlik olan Taillefer için görüntü vizyonu en az tınılar kadar önemli olduğundan, yeni albüm için hemen bir film çekiveriyor. Hayır, video klip değil; basbayağı, neredeyse bir saat süren bir film. Bunu sınırlı sayıda CD ile birlikte verilen DVD olarak bulmak mümkün. Ancak “Express Way”i CD çalarına süren ve play düğmesine basan biri gözlerini kapadığında DVD olmadan da nefes kesen bir film izleyebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/the-troublemakers-express-way-2005/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marc Moulin / Entertainment (2004)</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/marc-moulin-entertainment-2004/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/marc-moulin-entertainment-2004/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2005 06:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kritik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[Öyle uzun uzadıya üzerinde düşünülecek karmaşık bir şey yok ortada. Altyapıda harcı karan iki akor, garnitür olarak fiyakalı bir kaç sample, üzerinde canlı enstrümanlarla elde edilmiş bir kaç kıvrak tını ve hepsini yapıştıran usta işi bir aranje, bir de swing’den bozma ritim öğesi; işte size Belçikalı caz piyanisti ve besteci Marc Moulin’in insana zevkten kudurtan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle uzun uzadıya üzerinde düşünülecek karmaşık bir şey yok ortada. Altyapıda harcı karan iki akor, garnitür olarak fiyakalı bir kaç sample, üzerinde canlı enstrümanlarla elde edilmiş bir kaç kıvrak tını ve hepsini yapıştıran usta işi bir aranje, bir de swing’den bozma ritim öğesi; işte size Belçikalı caz piyanisti ve besteci Marc Moulin’in insana zevkten kudurtan son çalışması “Entertainment” miksi.</p>
<p><span id="more-33"></span></p>
<p>Moulin aynı şeyi bir önceki Blue Note markalı albüm çalışması “Top Secret” için de yapmıştı. Basit olmasına karşın, bu kadar etkileyici olmasını bazı özel nedenleri var tabi. Öncelikle fısıldar gibi şarkı söyleyen Christa Jerome’nin hakkını yememek gerek. Özel bir konsepti olmamasına karşın, trompetçi Bert Joris’in enfes tonlarla yaptığı eşliğinde ondan kalır tarafı yok.</p>
<p>70&#8242;lerin sonlarında Moulin&#8217;in elektronik müziğe olan aşkı, onu zamanın iyi topluluklarından biri olan Telex’i yaratmaya yöneltmişti. Kraftwerk acımasız ve modernist bir yaklaşım sergilerken, Telex daha gerçeküstü bir yaklaşımla kendini gösteriyordu. 1979 ve 1986 arasında yayımlanan 5 albüm hem Detroit tekno müziğine hem de İngiliz ve Amerikan house müziğinin liderlerine ilham vermişti. İş yaşamına bir ekonomi uzmanı olarak başlayan Brükselli Moulin’in kariyerindeki başarıları anlatmak çok kolay değil. Sadece radyo yapımcılığından oyun yazarlığına uzanan geniş yelpazeye sahip olduğu belki fikir verebilir. Belçika’nın Tele Moustique TV&#8217;sinde 7 yıldır haftalık bir programı olan Moulin, bir koltukta 10 karpuz birden taşıyanlardan.</p>
<p>“Entertainment” albümündeki kompozisyonlar, birbirlerine tını, tarz ve atmosfer bakımından o kadar yakın ki, şarkılar arasındaki farkı duymak ve ayrım çizgileri çizmek neredeyse olanaksız. Bu eksi puan olarak algılanmasın; tam tersine iyi bir iş görüyor ve konsept açısından iyi bir bütünlük oluşturuyor. Moulin huşu içindeki ruhlar trenini ağır ağır kaldırıyor; geriye tatlı ve hoş bir seda kalıyor bu kubbede.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/marc-moulin-entertainment-2004/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peter Hammill / Incoherence (2004)</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/peter-hammill-incoherence-2004/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/peter-hammill-incoherence-2004/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Jan 2005 06:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kritik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[70’li yıllar efsanesi Van Der Graaf Generator’ün yine en az topluluğun kendisi kadar efsane haline gelmiş şarkıcısı ve bestecisi Peter Hammill, aradan geçen 35 yıla rağmen halen müzik dünyasında izler bırakmaya devam ediyor. Hammill’in bu kez akıllara çakılmaya aday çalışmasının adı “Incoherence”. “Incoherence”, 42 dakikalık konsept bir bütünlükten oluşan küçük bir müzik semineri adeta; keyboard, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>70’li yıllar efsanesi Van Der Graaf Generator’ün yine en az topluluğun kendisi kadar efsane haline gelmiş şarkıcısı ve bestecisi Peter Hammill, aradan geçen 35 yıla rağmen halen müzik dünyasında izler bırakmaya devam ediyor. Hammill’in bu kez akıllara çakılmaya aday çalışmasının adı “Incoherence”.</p>
<p><span id="more-34"></span></p>
<p>“Incoherence”, 42 dakikalık konsept bir bütünlükten oluşan küçük bir müzik semineri adeta; keyboard, saksofon, gitar ve tabi ki fetva üzerine. Bu seminer izleyicilerin koltuklarına gömülüp, karşısındakini dinlediği sıradan seminerlerden biri değil. Burada dinleyiciler konuşmacılardan daha önemli görevlere sahip; nitekim öncelikle dinleyicinin dinlemeyi ve anlamayı iyi bilmesi gerekiyor. Bununla da sınırlı değil, dinleyiciler dinlerken ağır da bir sınavdan geçiriliyorlar. Çünkü bu albüm dinleyicisinin iyi bir metin okuyucu ve çözümleyicisi olmasını şart koşuyor.</p>
<p>Buna ne gerek mi var? Kelimenin en basit anlamıyla dil, dil ve mantık, anlam, yalan, zeka gibi insanlık meselelerine mesafesiz bakan şarkıları ile “Incoherence” eksiksiz bir sanat yapıtı. Bir çalışmayı sanat yapıtı haline getiren tüm kıstaslara eksiksiz sahip; duygusal zekası dahil. En azından işin bu kısmının tadına bakabilme başarısını göstermek bile büyük keyif. Bazı parça isimlerinden de anlaşıldığı gibi aslında meselenin özü dil; ya da iletişim ve bununla ilgili sorunlar. Örneğin hastalık sonucu konuşma yeteneğini kaybetme trajedisini anlatan ‘Gone Ahead’ çok etkileyici bir parça. Burada Hammill’in 2003 yılı sonunda bir kalp krizi geçirmiş olmasına da ince bir gönderme bulunuyor.</p>
<p>Tavsiye edilen şu: bu albümü saat 22:00 sonrasında kısık sesle ve kısık oda ışığında dinleyin. Bırakın synthesizer ışıktan faydalansın. Bu koşullarda dinleyin ki, Tangerine Dream, Cluster ve Synergy’i anımsatan, ağır edebi eserlerden müziğe tahvil edilmiş metinler, uygun atmosfer ile buluşabilsin. 40 dakikanın tamamı 14 bölümden oluşmuş tek bir parça gibi; hikaye için uzun, ama CD için kısa bir zaman. Bölümler iç içe geçerek devam ediyor; akustik albümü “Clutch”dan sonra Hammill, burada keyboard ve elektrik piyanoya konsantre oluyor. Ara sıra elektro ya da akustik gitar giriyor, bunun dışında eski yoldaşları kemancı Stuart Gordon nefeslilerde David Jackson eşlik ediyor. Bir önceki albümde olduğu gibi burada da davul yok. Böyle bir konunun altından gülünç duruma düşmeden ve abartılı bir ambiyentleşme yaşamadan kalkmak için, ancak Hammill gibi güçlü bir kişilik gerekir.</p>
<p>En zor sorulardan birisi, otuzun üzerinde solo albüme imza atmış Hammill’in en iyi albümünün hangisi olduğu. Zor sorunun en kolay yanıtlarından biri şu; “Incoherence” onlardan biri. Amaaan!!! Sınavda neymiş, görevde neymiş, ben yer, içer, dinler ve eğlenirim diyenler; bu albümden uzak durun. Zira herkes pantolonlarınızın nasıl aşağı düştüğüne tanıklık edecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/peter-hammill-incoherence-2004/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Detroit Cobras / Baby (2004)</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/the-detroit-cobras-baby-2004/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/the-detroit-cobras-baby-2004/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Dec 2004 06:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kritik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan müziğinin merkez konumuna sahip yerlerden biri olan Detroit, adeta bir hayvanat bahçesine benziyor. Basketbol oynayan kaplanların, rugby hayvanı aslanların yanı sıra, her ne kadar onlar kadar ünlü olmasa da bir de The Detroit Cobras var; ama onlar rock’n roll yapıyorlar. Bu şehirde yaşayan diğer meslektaşlarından farklı olarak bu topluluk, şarkıcıları Rachael Nagy’nin etrafında bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan müziğinin merkez konumuna sahip yerlerden biri olan Detroit, adeta bir hayvanat bahçesine benziyor. Basketbol oynayan kaplanların, rugby hayvanı aslanların yanı sıra, her ne kadar onlar kadar ünlü olmasa da bir de The Detroit Cobras var; ama onlar rock’n roll yapıyorlar. Bu şehirde yaşayan diğer meslektaşlarından farklı olarak bu topluluk, şarkıcıları Rachael Nagy’nin etrafında bir araya gelerek 60’lar sonunun sound’una yoğunlaşmış durumdalar.</p>
<p><span id="more-35"></span></p>
<p>Onlara gerçek anlamda ilhan veren şey, ilk akla gelebileceği üzere Iggy &#038; The Stooges ya da MC5’ın güçlü ses örgüsü değil, dönemin pop odaklı müziği. Bu durumu “İnsan bu müziği istediği gibi evirip çevirebiliyor. Sonuç olarak son zamanlarda rock’ta yeni diye bize yutturulmaya çalışılan şeylerin tamamı bundan ibaret. O zaman aklımıza niye tavşanın suyunun suyunu içelim diye geliyor. Biz de doğrudan orijinali gibi çalıyoruz” diye açıklıyor Nagy.</p>
<p>Nagy’nin yoldaşları gitarcılar Maribel Restrepo ile Steve Nawara, basçı Joey Mazzola ve davulcu Kenny Tudrick’den oluşan The Detroit Cobras, gerçekten de Otis Redding, Mary Wells, Jackie De Shannan ve ünlü olmayan bestecilerin parçalarından seçilmiş örnekleri yorumluyor; hem de aslına sadık kalmaya çalışarak. Bu arada bu işi o kadar güncel ruh halleri ile dile getirerek yapıyor ki, genç kuşağın kulağına hoş gelmemesi konusundaki tüm engelleri ortadan kaldırmayı da iyi beceriyor.</p>
<p>“Bu işi bir misyon olarak görerek yapmıyoruz, ama etrafımızdaki genç insanlara konuştuğumuzda Kid Rock’ı sevdiklerini söylediklerinde üzülüyor ve onlara bu saçma alışkanlıktan vazgeçmelerini, dikkatlerini içten ve doğrudan müziğe yöneltmelerini öneriyoruz” diyen Nagy, sadece popüler şarlatanlara değil, plak şirketinin pazarlama departmanı şefi kılıklı sektör mensuplarına da olabildiğince gıcık. Bu nedenle The Detroit Cobras asla büyük bir plak şirketi ile sözleşme yapmayı düşünmüyor. Bunun yerine kendilerini tamamen özgür bırakan Rough Trade ile yollarına devam etmekten oldukça memnunlar.</p>
<p>1998’deki ilk çalışma “Mink Rat Or Rabbit” ile 2001’in “Life, Love &#038; Leaving”inin ardından çıkan “Baby”, uzun süreden beri bize tam layığı ile rock’n roll ateşini ve nabzını sonuna kadar hissettiren bir albüm. Tıpkı Nagy’nin ateşi kadar sıcak ve cehennem gibi seksi bir sounda sahip olan çalışma çölde bir vaha niteliğinde. Nagy’nin aşırı derecede Debby Harry’ye benzeyen ses ile onlara Modern Blondie sıfatını taksak yeridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/the-detroit-cobras-baby-2004/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

