<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Beşer &#187; Studyoimge</title>
	<atom:link href="http://www.muratbeser.com/category/studyoimge/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muratbeser.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 Jul 2011 18:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Zamanı yeniden keşfetmek; Yann Tiersen</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/zamani-yeniden-kesfetmek-yann-tiersen/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/zamani-yeniden-kesfetmek-yann-tiersen/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2005 06:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Studyoimge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Bizde adı iki filme yaptığı müziklerle duyuldu Fransız müzisyen Yann Tiersen’in. İlki kendi küçük dünyasından dışarıya uzattığı yardım eliyle mutluluğu arayan kızın hikayesi Amelie, ikincisi ise 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki yaşamın daha karmaşık ve zor bir dönem olduğunu filmin kahramanı Alex üzerinden anlatan Goodbye Lenin. Kendinden ziyade bu filmlerle anılan Tiersen adı bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizde adı iki filme yaptığı müziklerle duyuldu Fransız müzisyen Yann Tiersen’in. İlki kendi küçük dünyasından dışarıya uzattığı yardım eliyle mutluluğu arayan kızın hikayesi Amelie, ikincisi ise 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki yaşamın daha karmaşık ve zor bir dönem olduğunu filmin kahramanı Alex üzerinden anlatan Goodbye Lenin. Kendinden ziyade bu filmlerle anılan Tiersen adı bu iki filmle özdeşleşmişti ki, onun değişken yüzünü tüm çıplaklığı ile ortaya koyması açısından bu özdeşliğin haklılık payı büyüktü.</p>
<p>Bu iki filmin müzikleriyle tüm dünyada haklı bir ün yakalayan Tiersen’in yeni albümü “Les Retrouvailles”nin esin kaynağı, Brecht estetiğinden etkilendiği her halinden belli olan sinema yönetmeni Aurelie Du Boys’un geçen yıl İngiltere’nin batı kıyısında bulunan Ouessant çölünde çektiği La Traversee adlı film. İki filmin müziği ile ünlenen Tiersen’in aslında bu onuncu albüm çalışması.</p>
<p><span id="more-44"></span></p>
<p>Fransız kafe ve sokak aralarının kültürel dokusunu romantik bir dille işleyen, albümlerinde piyano ve akordeon ağırlıklı olmak üzere, mandolin, gitar, armonika, bas, banço gibi çeşitli enstrümanlar kullanan Tiersen, Divine Comedy’nin geçen yıl çıkardığı “Absent Friends” adlı albüme akordeonu ile eşlik etmişti.</p>
<p>Romantik esintili yeni albüm için gerekli ilhamı oluşturmak amacıyla beş ay bir çölde kalıyor Tiersen; düzenli olarak burası ile evi arasında mekik dokuyor. Burada malzeme niyetine ne bulduysa topluyor ve Paris’e götürüyor; “Les Retrouvailles”in temelleri böyle atılıyor. İlk olarak ses parçacıklarından oluşan bu malzemeyi enstrümanları ile yeniden canlandırarak, kendi dünyasının bir parçasına dönüştürüyor.</p>
<p>Rüya gibi albümde akordeon eşliğinde chamber pop parçaları, nefis piyano baladları ve biraz ilahi şarkılar var. Bol miktarda gitar ve ağır bas vuruşlarına da rastlıyoruz. Şarkılara aklı başında bir duyarlılık hakim. Bunların üç tanesinde iki güçlü pop şarkıcısı öne çıkıyor; Cocteau Twins’in Liz Fraser’ının ‘Kala’ ve ‘Mary’ ile Tindersticks’in Stuart Staples’inin ‘A Secret Place’ adlı parçalardaki varlıkları, Tiersen’in şarkılarına ayrı bir güzellik katıyor. Şöyle bir kapıdan ateş almaya uğramışçasına eşlik eden Jane Birkin’in varlığı ise, yoksul hanesine yapılmış zengin ziyaretini andırıyor. Tiersen, bir parçada (‘Le Jour De L’Ouverture’) eski dostları Dominique A ve Christophe Miossec ile birlikte çalışmış. Albümün bütününü adeta filmin sonik hikayesi gibi tasarlamış. Ya da çöl yaşamına Fransız eli değmiş (French Touch) bir dantel gibi.</p>
<p>Daha kovaya damlayan ilk damlayla birlikte kişilikli tonunu öne çıkarıyor Tiersen. Oda müziği ile musette (17. yy. müziğinde kullanılan bir obua cinsi) müzikleri arasında salınan sevgi dolu minimalizm karşılıyor bizi; eski bir atlıkarıncayı cilalayarak çocukluk hayallerimizin hizmetine sunarcasına. Bu bir film müziği değil, bu tüm zamanlarımızın filmine ait bir müzik. Sunan ile sunulan arasındaki tüm gizli anlaşmalara uygun; yüklerinden kurtulmuş olmanın melankolik sarhoşluğu eşliğinde olmasa da, mutluluk ve çaresizlik arasındaki tüm samimiyeti kapsıyor. Piyano, telliler ve şarkı eşliğinde umutsuz derecede romantik bir yolculuğa çıkararak, kendi şablonunun belli ölçülerde dışına taşıyor; çan ve akustik gitar eşliğindeki açılış parçası ‘Western’in klostrofobik derin depresyonu sonrasında, dinleyicilerini meslektaşlarının katılımıyla umut dolu açık havaya taşıyor Tiersen. Davulların ağır tonları yardımıyla insanı sarsan anlar oluşturulurken, ‘Kala’da Fraser bir peri gibi yumuşacık sesleniyor.</p>
<p>Tiersen’in sanatı, gelenekçilikle yenilikçilik arasında gezinen, sürprizlere açık; bir o kadar da nahif ve duygusal. Onu bazen nahif hayallerin çocuksu dünyasında, bazen de pop müziğinin hovarda ilişkileri içinde suçüstü yakalıyoruz. Yeri ve konumu ne olursa olsun; tüm içinde bulunduğu ruh hallerinin ortak paydası tutkudur. Kompozisyonlarında çırılçıplak sergilediği romantik ruh, vahşi Batıdan bir Fransız kasabasına, ıssız bir okyanus adasından dünyanın en büyük metropolüne değin ha bire sürükler durur onu.</p>
<p>Kolaylıkla tüketilemeyecek bir sanatçı Tiersen. Görkemli bir olgunluk içinde zamanı yeniden keşfetmek ve keşfettirmek onun işi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/zamani-yeniden-kesfetmek-yann-tiersen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The (International) Noise Conspiracy</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/ozgurluk-anti-kapitalizm-ve-ask-sarkilari-the-international-noise-conspiracy/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/ozgurluk-anti-kapitalizm-ve-ask-sarkilari-the-international-noise-conspiracy/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2005 06:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Studyoimge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Özgürlük, anti-kapitalizm ve aşk şarkıları; The (International) Noise Conspiracy Sanki MC5’dan, Gun Club’a, Iggy &#038; The Stooges’dan Butthole Surfers’a kadar tüm kıç tekmeleyiciler, yaşattıkları heyecan ve isyan duygusunu The (International) Noise Conspiracy’ye miras bırakmışlar. Tabi ki, müzikten arta kalan zamanlarında düzenin simgesi haline gelmiş yerlere molotof kokteyl atan punklar onlardan birazcık daha radikal olsa da, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özgürlük, anti-kapitalizm ve aşk şarkıları; The (International) Noise Conspiracy</p>
<p>Sanki MC5’dan, Gun Club’a, Iggy &#038; The Stooges’dan Butthole Surfers’a kadar tüm kıç tekmeleyiciler, yaşattıkları heyecan ve isyan duygusunu The (International) Noise Conspiracy’ye miras bırakmışlar. Tabi ki, müzikten arta kalan zamanlarında düzenin simgesi haline gelmiş yerlere molotof kokteyl atan punklar onlardan birazcık daha radikal olsa da, onların da düzen karşıtlığı ve politik tavır konusunda hakkını yememek gerek. Onlara gönül rahatlığı ile şarkıların komünisti demek hiçte yanlış olmaz.</p>
<p>Basta Inge Johansson, vokalde Dennis Lyxzen, davulda Ludvig Dahlberg, gitarlarda Sara Almgren ve Lars Strömberg’den kurulu The (International) Noise Conspiracy, son albümleri cesur yapımcı Rick Rubin tarafından gerçekleştirilmiş İsveçli bir punk rock topluluğu.</p>
<p><span id="more-43"></span></p>
<p>Altmışların garajının yıkıcılığı, yetmişlerin punk’ının politik görüşleri onları bir arada tutan yapışkan. Şarkılarının çoğu özgürlük, aşk, kapitalizm ve küreselleşme karşıtlığı hakkında. Bunu yaparken silah olarak Marks, Michel Foucault, Noam Chomsky ve George Orwell gibi düşünürlerden aldıkları fikirleri kullanıyorlar. Günümüz gençliğinin tembel ve apolitik olduğunu bir türlü içlerine sindiremiyor; onları mücadeleci olmaya çağırıyorlar.</p>
<p>İlk albümlerini Çin’de çıkardılar. Hong Kong’da yaşayan İsveçli aracı olmuştu buna. Sonra Burning Heart Records ile anlaştılar. 2002’de Jon Spencer’s Blues Explosion’ın ön grubu oldular. Sonrasında yeterince olgunlaştıklarını düşünen Rubin tarafından koruma altına alındılar. Otoriter kişiliği ile tanınan Rubin, ellerinden geldiği kadar gürültü yapmak isteyen bu gençleri, çıkarabilecekleri seslerin en iyisini çıkarmaları gerektiği konusunda eğitti. Ellerindeki 20 şarkının sadece yarısı Rubin hocanın sınavını geçti ve “Armed Love” albümü bu anlayış ile örüldü.</p>
<p>İsveçli bir topluluk olarak onlarda İngilizce söylemekten yana. Çünkü rock’n roll’un kültürel göndermelerinin ve bu müziğin evrensel dilinin kültür emperyalizmi ile bağımsız biçimde bu olduğunu düşünüyorlar. Yaptıklarına bakacak olursanız epeyce işi ilerletmiş durumda radikal solcular; ancak çelişik ve talihsiz bir biçimde ideolojilerin hepsini birer düşman olarak görüyorlar. Politik fikirlerini tek bir şeyle sınırlamamak adına tüm özgürlükçü düşüncelere kendilerini açık bıraktıklarını söylüyorlar. Sonuçta ise radikal solcu, anti-kapitalist, sosyalist-anarşist-komünist ve dadaist karışımı bir noktada konumlandıklarını iddia ediyorlar. Son kertede kapitalizmden ve kavgasız, sömürüsüz, tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir dünya adına isimlerindeki tırnaktan kurtulmak istiyorlar. Hedeflerine ulaştıkları gün, bizlerde en az onlar kadar mutlu olacağız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/ozgurluk-anti-kapitalizm-ve-ask-sarkilari-the-international-noise-conspiracy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gecikmiş bir saygı kritiği: David Sylvian “Blemish”</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/gecikmis-bir-saygi-kritigi-david-sylvian-%e2%80%9cblemish%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/gecikmis-bir-saygi-kritigi-david-sylvian-%e2%80%9cblemish%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 May 2005 06:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Studyoimge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=5</guid>
		<description><![CDATA[David Sylvian’ın “Blemish” adlı albümü 2004 yılında yayımlanmış olmasına karşın, onun hakkında kısacık da olsa, bir değerlendirmenin bir yıl sonra Türkçe yazılmış olmasının ayıbının tek nedeni biziz. Bu gecikmiş kısacık saygı kritiği, tüm modern konseptli elektronik müzik takipçilerinin affına sunulur. Herkes bilir ki, Sylvian’ın minimal elektronik şarkılarının, ortaçağ Alman edebiyatında mühim bir yere sahip olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>David Sylvian’ın “Blemish” adlı albümü 2004 yılında yayımlanmış olmasına karşın, onun hakkında kısacık da olsa, bir değerlendirmenin bir yıl sonra Türkçe yazılmış olmasının ayıbının tek nedeni biziz. Bu gecikmiş kısacık saygı kritiği, tüm modern konseptli elektronik müzik takipçilerinin affına sunulur.</p>
<p>Herkes bilir ki, Sylvian’ın minimal elektronik şarkılarının, ortaçağ Alman edebiyatında mühim bir yere sahip olan trabodour şarkılarından çok bir farkı yoktur; sonuçta her ikisi de fena halde alışkanlık yapar. Kraftwerk’in ambient versiyonu tadındaki Sylvian şarkılarından oluşan “Blemish” albümü, bildiğimiz tüm ölçüleri top yekun altüst ediyor. O yüzdende güzelliği lekeleyerek bozmak anlamına gelen albümün adı, alışıldık şarkı formuna karşı ince bir eleştiriyle birlikte açık bir tavır ortaya koyuyor.</p>
<p><span id="more-5"></span></p>
<p>Kırılgan sadeliği ile duyguları okşayan “Dead Bees On A Cake”den sonra, “Blemish” ile duygularda ve tınılardaki minimalliği bundan daha da ileriye götürebilmiş olması Sylvian için umulmadık bir çıkış oldu. Albümdeki ıstırap dolu şarkıların yarısından çoğunda, Sylvian gitarı ve vızıldayan elektronik tınıları ile baş başa. Yalnızlığının değerini iyi bilen sanatçımız cafcaflı sanatçıları konuk etmiyor, iddialı bir kapakla çıkmıyor; sadece müzik dünyasının ileri derecede meraklıları tarafından tanınan iki gitarcıyı (hatta elektronikçiyi) Derek Bailey ve Christian Fennesz’i ağırlıyor. Açılıştaki 14 dakikaya yaklaşan ve albüme adını veren parçanın, sade synthesizer’lar eşliğindeki Sylvian’ın markalaşmış sesinden başka güvenecek hiçbir şeyi yok. Bu durum rahmetli Harry Nilsson’ın bir keresinde biriler için “New York’un telefon rehberini de okusa güzel bir şarkı olurdu” dediği şeyin Sylvian’a cuk oturduğunun ispatı. Bailey ve Fennesz’in mini minnacık katkılarını hariç tutarsak, The Wire tarafından Robert Wyatt’ın “Cuckooland”inin ardından yılın en iyi ikinci albümü seçilen bu tek kişilik albümün, ona güç veren parametrelerini anlamak oldukça zor. Çünkü daha önce dinlediğimiz albümleri değerlendirmeye tabii tuttuğumuz ölçüler kapak çalışması Atsushi Fukui tarafından gerçekleştirilen “Blemish”e pek uymuyor. “Blemish”, bugüne kadar tanıdığımız ve dört elle sarıldığımız tüm albümlerden daha özel. Sylvian tüm gücüyle ticari olmayan bir tevazua sığınıyor.</p>
<p>Bizim değer verdiğimiz şeyde bu zaten. Geçte olsa teşekkürlerimizin kabulü dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/gecikmis-bir-saygi-kritigi-david-sylvian-%e2%80%9cblemish%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demo tadında konser; Jonathan Richman</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/demo-tadinda-konser-jonathan-richman/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/demo-tadinda-konser-jonathan-richman/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Mar 2005 06:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Studyoimge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Kült figür Jonathan Richman, hiçte akıl karı olmayan bir projeyle (belki proje bile denemez) 24 Mart Perşembe akşamı Vox’da çaldı. Hem de ne çaldı! İstanbul’da bizim gibi bir avuç delinin kült figürlerinden biri olan Jonathan Richman, hiçte akıl karı olmayan bir projeyle (belki proje bile denemez) 24 Mart Perşembe akşamı Vox’da çaldı. Hem de ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kült figür Jonathan Richman, hiçte akıl karı olmayan bir projeyle (belki proje bile denemez) 24 Mart Perşembe akşamı Vox’da çaldı. Hem de ne çaldı!</p>
<p>İstanbul’da bizim gibi bir avuç delinin kült figürlerinden biri olan Jonathan Richman, hiçte akıl karı olmayan bir projeyle (belki proje bile denemez) 24 Mart Perşembe akşamı Vox’da çaldı. Hem de ne çaldı! Tüm promoter’lar bugüne değin bildiklerini unutsun ya da yanlış olduğunu kabul etsin; bu kadar akıl dışı ve basit bir formatın (bir davul, bir İspanyol gitar), insanları bu kadar eğlendirebileceğini hiç kimse düşünemezdi.</p>
<p><span id="more-11"></span></p>
<p>Orkestrada olmayan enstrümanların bıraktığı boşlukların yarısını izleyicinin ‘Yeah’ları, ‘Ow, Ow, Owww’ları, coşku dolu ‘olley’leri ve mutluluk çığlıkları tamamlıyordu. Bazen de zevkten kendini yitirmiş bir rock’n roll stuff’ının haykırışları, usta bir klavyecinin elinden çıkmış bir solodan daha iyi sonuç veriyordu. Boşluğun diğer yarısını da, post-foxtrot hareketleriyle, hiç durmayan (hatta bazen bir karateci gibi 180 derecelik bir açıyla havaya kalkan) sol bacağıyla, aralıklarla sol avuç içinde dönüp duran İspanyol gitarıyla, pozitif enerji saçan yüz mimikleriyle Jonathan dolduruyordu. Kısaca bir rock’n rollcuda olması gereken tüm özelliklere sahipti aortları çökük, uzun boylu sıska meczup. Kendini otomatiğe almış, sadece kas şartlı refleksiyle çalan alkolik davulcu Tommy Larkins ise, konser boyunca hiçbir şeye umursamaksızın ve konuşmaksızın kafasında odaklandığı kara deliğe bakıyordu.</p>
<p>Yaklaşık 60 dakika süren, tam bir küçük bar konseri formatındaki bu naif, coşkulu ve etkileyici şölen (her şeyiyle yerli yerinde, samimi, abartısız ve kasıntısız oluşuyla da), rock’n roll sapkınlarından tam puan aldı. Bitimde herkes Jonathan’ın sahneye bir daha geleceğini düşünüyordu, ama eğlenmeyi bildiği kadar cool takılmayı da bilen bu kült adam, bırakın bis’i mekanda müzik çalınmasına bile izin vermedi. Oysa hiç kimseyi bis için bu kadar uzun süre alkışlamamıştım. Tadı damağımızda kalmış olsa da, bir yerlerde bir daha karşılaşacağımıza dair umutla ayrıldık oradan.</p>
<p>Minik not: Ülkemizin ‘önde gelen’, pek çok dergi, gazete ya da TV’de arzı endam edip ahkam kesen, pazarlama erbabı ‘müzik yazarlarımız, insanımız’, bu konserde yine aramızda değildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/demo-tadinda-konser-jonathan-richman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trip-Hop’un gizli cazibesi; Baxter</title>
		<link>http://www.muratbeser.com/trip-hop%e2%80%99un-gizli-cazibesi-baxter/</link>
		<comments>http://www.muratbeser.com/trip-hop%e2%80%99un-gizli-cazibesi-baxter/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Oct 2004 20:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mbeser</dc:creator>
				<category><![CDATA[Studyoimge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratbeser.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[Gençliğin trip-hop takıntısının tavana vurduğu zamanlarda kendi adını taşıyan ilk albümü ile bu türe yön veren zamanında bir sel gibi gelip tüm kumu götüren İsveçli üçlü Baxter, 23 Ekim Cumartesi İstanbul’un çiçeği burnunda konser mekanı Indigo’da. Kendi isimlerini taşıyan ilk albümün kapağındaki resimde taranmamış uzun saçları ve ekolojik olmayan pahalı ürünlerle bakım görmemiş doğal güzelliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gençliğin trip-hop takıntısının tavana vurduğu zamanlarda kendi adını taşıyan ilk albümü ile bu türe yön veren zamanında bir sel gibi gelip tüm kumu götüren İsveçli üçlü Baxter, 23 Ekim Cumartesi İstanbul’un çiçeği burnunda konser mekanı Indigo’da.</p>
<p>Kendi isimlerini taşıyan ilk albümün kapağındaki resimde taranmamış uzun saçları ve ekolojik olmayan pahalı ürünlerle bakım görmemiş doğal güzelliği ile dikkat çeken şarkıcınn iç ısıtan sesi ve sevgiye duyulan gereksinimi dile getiren lirikleri ergenlik döneminin hemen ucundaki gençliği can evinden vurmaya yetiyordu.</p>
<p><span id="more-12"></span></p>
<p>Baxter’ın müziğinde Nina’nın sesinin her daim müziğin önünde ve üstünde oluşu, müzikal yapıdaki karmaşayı engelleyen en büyük etmen olurken, asli üyeler olan programminglerden sorumlu basçı Ricky Tillblad ve yaylı uyarlama ve nefesli çalgılar uzmanı Carl Herlofsson’ın katkıları, bu tarifi zor güzellikteki ses sayesinde kendilerini ifade edecek verimli bir mecra buluyor. Bazen sürpriz biçimde şarkılara eşlik eden bir nefesli ya da her zaman arka planda kalan gürültülü elektrikli gitar homurdanmaları, iyi bir renk katıyor.</p>
<p>Baxter’ın temelleri 1996 yılında dub ve reggae müziğine tutkun üç tutkulu ve seçici gencin Stockholm’deki bir gece kulübünde tanışmasıyla atılmış. Yaptıkları ilk beş şarkıyı pek çok plak şirketine demo olarak yollamalarının ardından Maverick ile sözleşme imzalamaları zaman almamış. Topluluğun üyeleri müzik dışında başka mesleki uğraşılara da sahip. Ya da bir başka deyişle müzik onların birkaç parçaya bölünmüş işleri arasında eşitlerinden biri. Örneğin Nina aynı zamanda iyi bir tasarımcı. Carl tanınmış bir yapımcı. Ricky ise oldukça başarılı bir grafik tasarımcısı.<br />
Baxter, mantık olarak son derece Avrupalı, sonuna kadar basit, ancak bir o kadar da tehlikeli bir müzik üretiyor. Bir anlamda bu zenginliğin İskandinavya ülkelerinin kendine has coğrafi ve kültürel koşullarından da beslendiği iddia edilebilir.</p>
<p>Aradan geçen dört yılın sonunda ikinci çalışmaları “About This”i 2002 yayımlayan Baxter, 12 şarkıda halen duygusal açıdan tehlikeli olma durumunu sürdürüyor. Bu albümden çıkan ilk single açılışta yer alan ‘Got To Wake Up’. Albümün üç konuğundan ilki, elektro-akustik caz kolajları öne çıkan ve ilk albümü “Home” ile bu türün dinleyicilerini şaşırtan İsveçli trompetçi Goran Kajfes. Kajfes, ‘My Day’ adlı şarkıya eşlik ediyor. Diğerleri steel gitar çalan Christian Hörgren ile Patrick Andersson. Bu albümün bu yıl çıkan ikili özel basımında ise, Baxter’ın en bilinen şarkıları Rockers Hifi, Darchives, Alpha &#038; Omega, Yoga, Steve Angello, Filla Brazillia gibi elektronik dans müziğinin iyi bilinen isimlerinin remiksleri yer alıyor.</p>
<p>Büyük bir titizlik içinde çalışmalarını sürdüren ve uzun aralıklarla albüm çıkaran mükemmeliyetçi topluluk Baxter, 2005 yılının baharında “Tell’em Like It Is” adını verdikleri bir albüm yayımlayacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratbeser.com/trip-hop%e2%80%99un-gizli-cazibesi-baxter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

