15 yıl önce evlerimizden kovulan plaklar ve pikaplar yeniden baş tacı; çelik tekerleğin intikamı.
Her şey Leon Scott adlı bir Fransız’ın başının altından çıktı; sesi ilk kez kaydetmeyi 1857 yılında o başarmıştı. Fonotograf adını verdiği aygıtla ses dalgalarının biçimini, üstü is kaplı bir silindire çizmişti. Sırasıyla Thomas Alve Edison, Alexander Graham Bell ve Emil Berliner’in çalışmaları sonucu 1894 yılında gramofon üretimine başlandı. 1913 yılına kadar hem silindir, hem de levha biçimli plaklar yapıldı. Plaklarda iniş çıkışlı ve yan kesimli izlerin ikisi de kullanıldı, bunlar aynı pikapta çalınıyordu. Çalma hızları değişikti; İlk modern pikap, 1930’larda yapıldı, ancak başarılı olmadı. Başarılı ve seri üretime geçilen ilk tasarımı ise E.W. Mortimer yaptı. Seri üretimle birlikte, her modern evin vazgeçilmez nesnelerinden biri oldu pikap ve plak ikilisi.
Müzik zevkinin baş tacı olmuştu plaklar; ta ki o melun seksenli yılların sonunda CD denen yabancılaşmış format icat edilene kadar. Evlerdeki plakları ve pikabı ilk sıpıtanlar, modernliği güncele ayak uydurmak ve teknoloji düşkünlüğü zanneden orta sınıf züppeleri oldu. Onları diğer plak koleksiyoncuları izledi bir bir. Sadece geride onlara duygusal bir değer biçen bir avuç saplantılı plak manyağı kalmıştı.
Boynu bükük plağın ve pikabın yeniden gündeme gelişi (ya da intikamı), en iyi müzik yeniliklerinin tümü gibi şanslı bir kazadan doğdu. Hikaye DJ Grand Wizord Theodore’un odasında çalışırken annesinin içeri girip ‘şunun sesini kıs’ demesiyle başladı. Annesinin ne dediğini duymak için sesi kısarken kulaklıklarda elinin plağa sürtme sesini duydu. Annesi gidince bunu yapmaya devam etti, çünkü iyi bir ritim yakalamıştı. Kendi kendine ‘iyi bir şey yakaladım’ dedi ve bir hafta sonra bunu herkese gösteriyordu. Theodore ve yakın dostu Grandmaster Flash; back spinning (sesleri eğme, bükme), scratching (plaktan ileri geri hareketlerle kaşıma sesi elde etme) ve cutting (sesleri kesme) gibi tekniklerle işin temelini atarken, yönettiği scratch sololarıyla DJ’lerin de birer virtüöz olabileceğini kanıtladı. Hikayenin sonrasını herkes biliyor. Bu DJ’ler yeni eğilimlerle birlikte, pikabı da yeniden yarattı. Kaşımakla yetinmedi; iki pikaptan gürültüler, sesler ve tempolar çıkartarak müzik üretti. Böylece yapılan iş, pikapları müzik aleti gibi çalmak oldu. Dolayısıyla işi bu yönden uygulayan DJ’ler, müzisyen ve enstrümantalist kategorisine girdi.
Önceleri müzisyen olarak DJ kavramı Hip hop ve dans dünyası dışında aşağılandı. Neyse ki, bu dar kafalılık çok uzun sürmedi. İyi örnekler, zamanın cazcıları ile beraber doğaçlama yapmaya başladı. Ninja Tune firmasıyla sözleşme yapan Kanadalı scratch dehası Kid Koala, gerçek bir toplulukla müzik yaparak müzisyen olarak DJ’lik kavramını bir adım ileri götürdü. Björk remiksleri ile dünya çapında DJ’liğin rüştünü ispatladı; müzisyen olarak DJ kavramının estetiğini geliştirdi.
Amuda kalkarak DJ şampiyonluğunu kazanmak artık bir cazibe değildi. Hip-hop gösterilerinin arka planda müzik çalan aleti DAT makineleri eşliğinde kasıklarını avuçlayan rap’çilerden ibaret olmadığı anlaşıldığında, işin daha zihinsel yönlerine doğru yapılan yolculuk hızlandı. Prodüksiyon yapan DJ’lerin çalışmaları, artık uzun zamandır hip-hop’un bir türlü olamadığı kadar dikkat çekici, yaratıcı ve kafa karıştırıcı olmaya başlamıştı. Pikapta yapılan numaralar rapçi’lerden çok DJ’leri bir yıldız haline getirdi; akrobat gitarcı Yngwie Malmsteen ile karşılaştırılır hale getirdi.
Kaşıma işlemi, temel olarak bir plağı ileri geri çekiştirmekten ibaret değildi. Kaşıma, Hong Kong’lu karate ustalarının numaralarını andırır. Bir çift Technics 1210 ile akla hayale sığmayan numaralar yapmak bir kung-fu ustası kadar mahir olmayı gerektirir. Bir plağı iğne altında ileri geri ‘drag’lemek veya mikserin ‘cross-fader’ıyla plakları miksin içine sokup çıkarmak, bir gitarı çalmaktan daha kolay değildir. Amaç ise hep aynıdır; dinleyenlerin ağzını açık bırakana kadar sesleri kesip biçmek ya da turları ile oynayarak gönyelerini yamultmak.
Bu müziğin yaşamsal yanlarından biri de normal hip-hop’un aşırı içine kapalılığına karşın, DJ’lik kültünün ‘elleriyle konuşabilen herkese’ açık olmasıydı. Zamanında hip-hop tayfasının odak noktası olan DJ’ler, 80’lerin başlarında bir süre MC’lerin vokal ve kişiliklerinin gölgesinde kalmışlardı. Şimdi onlar, ‘büyücülüğü’ dokunma, duyma ve görmenin eşsiz kombinasyonuyla, her şeyi tam zamanında uygulayan matematiksel bir dehaya çeviriyorlar. Son yıllardaki bu gelişmeler bir çeşit intikam olarak görülebilir. Şimdi ‘Turntablism’ olarak bilinen hip-hop’un DJ kültürü, günümüz müziği açısından önemli bir pozisyonda. Hikayenin mutlu sonunda yaşamın yanılsamalı akışına kendisini kaptırmayan romantikler kazandı.
