Yine eskiler, Yeni eskiler; Depeche Mode

by · Şubat 11, 2007

Miksleme ve yeniden miksleme sanatı, gerek sanatsal, gerekse de ticari açıdan 2003 yılında zirveye ulaştı. Bazen en bunalımlı bir şarkı bile küçük dilimimizi yutturturcasına oldukça kıvrak ve kesin bir biçimde eğlenceli ve yerimizden hoplatan hale geldi. Bir sürü bilinen eski hit şarkı, yeniden mikslenerek orijinallerinden daha başarılı olabildiğini ispatladı. Belki de bu yükselişin sırrı buydu.

Yeniden miksleme sanatı çerçevesinde, itibarını arttıran son isimlerden biri Depeche Mode. “Remixes 81…04” adlı 3 CD’den oluşan yeni bir derleme çalışmasının piyasaya verilişini ardından yeniden gündeme gelen topluluk, artık şimdi adeta yıllandıkça kıymetlenen bir şarap gibi.

1989’da İngiliz dergisi The Face, Depeche Mode’u aramış ve şu teklifi yapmıştı; topluluk elemanları doğduğu yere gitsin ve oradaki yerel müzisyenlerle bir sohbet yapsın. Burada onları bir sürpriz bekliyordu. Çünkü Martin Gore, country müziğini yeni keşfetmişti, Dave Gahan ise sadece tekno’yu tercih ediyordu. Buna rağmen derginin teklifini kabul ettiler ve sonra da Detroitte Derrick May ile buluştular. Bu anekdot gösteriyordu ki, topluluğun 12 Inch kayıtları, zaman içinde tahmin edilenden çok daha fazla sayıda modern müzisyeni etkilemişti. Godfather Of House adıyla da tanınan Frankie Knuckles daha 80’lerin başında ‘Just Can’t Get Enough’dan bolca faydalanmış; daha sonra Inner City olarak başarılı çalışmalar yapan başka bir tekno öncüsü Kevin Saunderson, ‘Get The Balance Right’dan ‘Combination Mix’ ile ilk house kısa çalarını yapmıştı. Yani “Remixes 81-04” ile 2 CD, hatta limited edisyon 3 CD çıkarmanın zamanı geldi de geçmişti bile.

Her bir yorumun ağız suyu akıtan cinsten oluşu bir yana, bazı hayranların bu şarkıların mutlaka başka türlü de iyi olabileceği fikrine ulaşmaları açısından bu çalışma önemli bir yol kat ediyor. Air’in tipik chill-out şarkısı ‘Home’ veya 1987’deki ‘Never Let Me Down Again’ adlı çalışmanın ilk beş dakikası ile herkes eğlenebilir. Diğer yandan, kimse Danny Tenaglia’nın 12 dakikalık düşük ritimli ve aynı sonsuz dizeleri tekrarlayan ‘I Feel Loved’ şarkısından yakayı kurtaramaz. Bu kayıtlar bize, teknolojik olarak uzak remikslerin basitçe bağlandığı ve şarkıların şarkı aralarının uzatıldığı veya ağırlaştırılmış bas tonlarının eklendiği günleri anımsatıyor.

90’lı yıllarda, özellikle rock etkili albüm “Songs Of Faith And Devotion”dan sonra ve Grunge dalgası sayesinde alternatif müzik dinleyen fanlar arasında da, Depeche Mode’u iyi bulmak moda oldu yavaş yavaş. Ama ‘Useless’ gibi bir parçayı yeniden bir başyapıt haline getirmek, iki Avusturyalıya nasipmiş; Kruder & Dorfmeisters’ın yorumu belki de Depeche miksleri içinde son 10 yılın en iyisi. Bu kayıtlarda topluluğun tanınmış yorumlarını içerirken, bazı yeni yorumlar da görmek mümkün. Bazıları Timo Maas’ın ‘Enjoy The Silence’ını beğenirken, bazıları da Mike Shinoda’nın gitar ağırlıklı yorumu için ‘eh! bir Linkin Park üyesinden başka türlüsü beklenemezdi’ diyebiliyor.

Buna karşın eski parça ‘Photographic’, Rex The Dog’un ellerinde oldukça çağdaş bir minimal elektro’ya dönüşmüş; sağlam elektro-house anlayışı ile güncellenmiş. Adrian Sherwood’un ‘Master & Servant’ çalışması bugün artık müzikal açıdan kulağa hitap etmiyor olabilir, ama Depeche’in hiçbir zaman dans edilebilir 80’li yıllar müziğinden uzaklaşmadığını çok iyi kanıtlıyor.
DJ Shadow duygusal bir dilek olarak klasik ruhu ve basın hakim olduğu ‘Pain Killer’i oldukça iyi değerlendiriyor. Dave Clarke’ın ‘Dream On’u akustik gitar ve orijinal kayıtların sahteleri üzerine inşa edilmiş. Johnny Dollar tarafından yapılan ‘In Your Room’, 1990’ların ortalarındaki trip-hopu kurcalıyor. Bununla beraber parçaların özünde büyük değişiklikler yaratmayı deneyen çalışmaların hepsi aynı başarıyı gösteremiyor. Her ne kadar DJ Muggs’ın ‘Freelove’ı kesinlikle çatlakça, sert ritimli, ve gitar tınılarına dayanan ritimleri geleceğin mikslerini önceden tahmin etse de, Depeche’in synth popunun içinde bulunduğu dünya ile barışık değil. Underworld’ün ‘Barrel of A Gun’ı da böyle. Allison Goldfrapp’in vokaliyle desteklenen Dave Gahan’ın harika performansı ‘Halo’ ve Ulrich Schnauss’un ‘Little 15’i, repertuarı zenginleştirmesi açısından bir hayli parlak kayıtlar.
Depeche Mode’un yeniden mikslenme hikayesi, Paul Morley’in notalarında belki de tüm Jamaika müziğini unutarak böbürlenmesi olarak gözükebilir, ancak bu süreçte en büyük pay onun. Bu çalışmanın içindeki katkı maddeleri tamamen insan sağlığına uygundur; Morley tarafından garanti edilir.

Kategori: Cumhuriyet

Yoruk Bırak