Uzun süredir sürdürdüğü çalışmalarını çeşitli projelerle duyuran, festivaller çerçevesinde performanslar sunan genç elektronikçi müzisyen Erdem Helvacıoğlu, ilk albümü “A Walk Through The Bazaar”ı Amerika’da yayınladı. Chicago’lu Locust Music tarafından yayınlanan CD’de, albümün adını taşıyan 17 dakikalık parça ve aynı parçanın 14 dakikalık bir remiks versiyonu var. Başında kulaklık, elinde mikrofon ve kayıt cihazı ile Kapalıçarşı’yı boydan boya gezerek kayıt yapan Erdem’in amacı, şimdi albümü Türkiye’de lisanslamak.
Bugün onun adını çok az kişi biliyor olabilir, ama yarın elektronik müziğin bu topraklardan yetiştirdiği ender isimler listesindeki yerini alacağı kesin. Erdem, planladığı ses manzarasının malzemesini bir günde toplamış. Kapalıçarşı’nın esnaf naralarını, hamal türkülerini, çeşitli konuşmaları ve uğultu halinde kulağımıza uzanan tüm sesleri albümünde kullanmış. Bir toplumun ses ve ritminin, bir müzik eserindekinden farklı olmadığını, hiç analitik bir uğraşıya girişmeden tüm basitliği içinde anlatıvermiş.
Erdem’in amacı yeni elektronik akımlar ile ambient ve house’u birleştirerek ‘glitch ambient’ olarak adlandırılabilecek bir tını yaratmaktı. Böylelikle çarşının hem sakin hem de yoğun atmosferi yansıtacak, ayrıca The Orb’dan sonraki ambient tarzın ipuçları verecekti. Bunun için uzun ses ögeleri ile, çok kısa ses ögelerini yanyana ve ardarda getirdi. Bu sesleri önce bilgisayarda ana programlar ile daha sonra pluginler kullanılarak işledi. Çıkan sesleri cakewalk sonar içinde hardware efekt prosesörler aracılığı ile miksledi ve protools’da mastering yaptı.
Erdem adını ilk kez Ada Müzik’ten çıkan “Sesimizi Yükseltiyoruz” adlı toplama albümde yer alan Too Much grubu ile duyurdu. Sonra elektronik pop grubu Haz ile Roxy’de en iyi performans ödülü aldı. Ardından, “Fasulye” filminin müziklerini gerçekleştirdi. Elektro-akustik müziğin steril seslerinden uzak, kirli tınıları işleyen ve B tipi eski Türk filmlerinden beslenen Erdem Helvacıoğlu Project’i (E.H.P.) kurdu. Önemli elektronik müzik yarışmalarında ödül kazandı; birçok eseri Most Significant Bytes, Pulse Field International Soundart Exhibition, CEAIT Electronic Music Festival gibi pek çok bienal ve ses sanatı festivallerinde yer aldı. Erdem’in hep bir ayağı yurt dışına basan projeleri var gelecek için; örneğin bir sonraki iş İstanbul’dan başlayıp Karadeniz, İç Anadolu ve oradan Doğu’ya uzanan ses kayıtları ile gerçekleşecek olan “Doğu Ekspresi” adlı albüm olacak.
Erdem insan seslerinin birbirine karıştığı kalabalık yerleri seviyor; aslında birbirine karışan şey seslerden öte kültürler, hayat hikayeleri, seslerin sahiplerinin hayalleri, umutları ve korkuları belki de; en basitinden tepkileri. O yüzden yoğun bir kültür anarşisinin sese dönüştüğü cangıllara ilgi duyuyor. Doğu kültürünün işlendiği çalışmaların batılıların ilgisine mazhar olduğu şu günlerde, çıkardığı albüm ile şimdiden Barnes & Nobles, Tower ve Amazon gibi dünya satıcılarının satış listelerine girmiş ama, ülkemizde artık her köşe başında duyulan sıradan doğu batı sentezi pazarlamayan, dünya müzikleri modasından nasiplenmeye çalışan ucuz ticari işlerden biri olduğunu düşünmeyin. Çünkü “A Walk Through The Bazaar”, moda eğilimli bir iş değil. Tamamı batılı bir konsept ile gerçekleştirilmiş, yaşadığı topluma ayna olma görevinin altından da alnının akıyla çıkan bir gözlem çalışması.
Bize yeni bir ses şifresi sunan bu çalışma, neyi nasıl gözlemlemek gerektiği konusundaki görüşlerimizi değiştirmeyi öneriyor. “Fotoğraf biriktirmek, dünyayı biriktirmektir” diyen Susan Sontag’ı haklı çıkarırcasına, bir dünyanın seslerini biriktiriyor. Kapalıçarşı gibi özel ve bir o kadarda toplumun aynası sayılabilecek bir dünyayı, sesler yoluyla süzerek, zihinsel bir nesne haline getiriyor. Tıpkı Walt Whitman gibi güzel ve çirkin, önem ve önemsizlik arasındaki farkın ötesini görmeye çalışıyor; tarihin gerçek kıldığı o yerde ve zamanda, en bayağı gibi görünenin içindeki gerçekliği arıyor. Asla didaktik olmaya çalışmadan, sadece gözlem ve yansıtma anlayışı ile, alışılmışın dışında bir estetik anlayışının önsözünü yazıyor. Belki bir anlamda Dziga Vertov’un “Sinema-Göz” kavramının elektronik müzik dünyasındaki karşılığını yaratıyor.