Müzik yaşantısında pek çok ödül kazanmış, çağdaş İngiliz caz trompetçisi Gerard Presencer, Sting, US3, Radiohead ve Tina Turner gibi müzisyenlerle çalışmış genç bir emektar. ACT şirketinden çıkan “Chasing Reality” albümünde, trompetin yanı sıra çeşitli nefesliler çalan Presencer, vibrafoncu Joe Locke ve Fender Rhodes ustası Geoff Keezer ile çalışıyor; gerçekten cin fikirli doğaçlama virtüözü olduğunu ortaya koyuyor.
Presencer ilk kaydının 15 yaşındayken saksofoncu Peter King ile yaptı; o günlerde tüm İngiliz müzik camiasında yarının yıldızı olarak görüldü. Kendi alanında en iyi flugelhorn ve trompetçi olarak görülen Presencer, adını uluslarası sahnede ilk kez 18 yaşındayken, Rolling Stones’un davulcusu Charlie Watts ile birlikte çalışmasıyla duyurdu. Fakat içinde yer aldığı ilk çok satan çalışma, US3’nin üç milyon satan “Hand On The Torch” albümü oldu; ve Presencer’in trompet tonu bu albümde yer alan ‘Cantaloop’ adlı şarkıyla birlikte bir marka haline geldi. Dört kez İngiliz Caz Ödülleri’nde ‘en iyi trompetçi’ seçildi; ardından Herbie Hancock ve Chick Corea ile kayıtlar yaptı. Londra’da doğup büyüyen Presencer’in sahip olduğu ilk hazine, babasının plak koleksiyonuydu. Farklı tarzlardaki bu plaklar onun ufkunu açtı, her müziğe kulak verdi; geniş bir ilgi alanı oluşturdu.
Çalışkanlığı ile her taşın altından çıkan, ünlülerin arkasında gizli kahraman olarak yer alan Presencer, değişik türlere büyük bir uyumla monte olabilen biri; yakın zamanda Radiohead’in Jonny Greenwood’u ile bir film müziği çalışmasını tamamladı, ardından Jamiroquai, Ray Charles, Robbie Williams, Joni Mitchell ve James Brown’a eşlik etti. Unplugged projelerinde de yer alan Presencer, BBC’nin Top of the Pops programına katılan Sting ile ‘Roxanne’ parçasında düet yaptı.
Presencer aynı zamanda parlak tonları, yenilikçi kavramları ve kıvrak zekalı uygulamaları, birbirini tekrar etmeyen doğaçlama soloları ile büyüyen bir yetenek. Amerikalı partnerleri ile giriştiği “Chasing Reality”de, bazen Miles’vari bir funk bazen de drum’n bass ritimli groove duyguları baskın çıkıyor. Zorlu parçalar, hayal gücü yüksek uyarlamaları ve tarifi zor duygulara kitlenmiş doğaçlamalar, albüme derin bir atmosfer kazandırıyor. Presencer’ın Clifford Brown çizgisinde ilerleyen enigmatik ses örgüsü, uzun hipnotik monologlorı dinleyenleri ilk notasından itibaren sarmalıyor.
Presencer bu albümünde, trafik kazasındaki trajik ölümünden kısa bir süre önce saksofoncu Bob Berg ile çalıştı. Caz, pop, dans ve klasik müzik arasında kaynaşım gerçekleştirdi. Daha önce Linn Records ve The Optimist şirketlerinden plak çıkaran Presencer Burkhard Hopper ile tanışmasının ardından, tercihini ACT firmasından yana kullandı.
“Chasing Reality”, altı bölümden oluşan bir suit; bölümleri adları yok, sadece numara verilmiş. Bu düşünülmüş bir tercih; tamamen duygulara yaslanan ifadeler üzerine bölümleri yazan Presencer, dinleyenlere müziğin dışında bir yönlendirmede bulunmaktan kaçınmış. Klavyeci Tommy Wadlow, gitarcılar Adam Goldsmith ve John Parricelli, basçı Jeremy Brown ve davulcu Chris Dagley albümün diğer eşlikçileri.
Eserlerinin bir suit gibi yazıldığına bakıpta, onun bir gelenekçi olduğunu sanmayın; tam tersine tüm güncel gelişmelere ve elektronik dans ritimlerine çok sıcak yaklaşıyor. Cazın cazdışı kaynaklardan da beslenmesi gerektiğini düşünenlerden biri o. Yolun başında her ne kadar Miles, Freddie Hubbard ve Woody Shaw gibi isimlerin etkisi altında şekillense de, Presencer’in hamurunu son yoğuran kişi Dave Douglas olmuş. Her zaman kendini yenilikten yana görmüş; örneğin Wynton Marsalis’in ağır klasikçi yanına şüphe ile bakmış.
Presencer’in kardeşi Ministry of Sound’da çalışıyor; ondan dolayı bu seslere aşina, fakat onları monoton buluyor ve cazın sınırsız dünyası ile zenginleştiriyor onları. Squarepusher’ı dinlediği günden bu yana, müzik anlayışı epey sarsılmış elektronika hayranı. Bir grubun trompetçi ile ya da bir trompetçinin bir grupla neler yapabileceğini iyi bilenlerin bile, Presencer’dan öğrenecek yeni birşeyleri var.