Kanlı Cumartesi’nin gündeme getirdiği konularla doğrudan ilgili biri Gilad Atzmon. Filistin ve İsrail arasındaki savaş için “Savaşı Yen” sloganını kullanan, barıştan yana olduğunu savaşçı bir ruhla ortaya koyan, İsrailli saksofoncu ve klarnetçi Gilad, son albümü “Exile” ile kültürler arası barışsever köprüler kuruyor.
İsrail toplumunda iki topluluk var; Şahinler ve Güvercinler. İlki Filistinlilere karşı sert bir tavırdan yanayken, ikincisi uzlaşma sağlanmasını istiyor. Aslında pek çok İsrailli, devletin bilinçli gerici politikaları ve ideolojisi sonucu birer şahine dönüşmüş. Çünkü İsrail kendi halkının her zaman savaşçı bir halk gibi görünmesini arzuluyor. İngiltere’de yaşayan Gilad, İsrail devleti karşısında ‘iyi bir vatandaş’ değil, hatta ‘vatan haini’. Öte yandan Gilad’ın barışçı söylemi, bazen öylesine radikal bir biçim alıyor ki, dışardan Filistinlilerin karşı şiddetini onaylayan biri gibi görünmesine bile neden olabiliyor ara sıra.
Müziğin asla savaşçı olamayacağını düşünen Gilad’ın müziği, bir uzlaşma arzusu üzerine oturuyor; insanlık dramını çıplak gözle görülemeyen açılardan yeniden resmediyor. Doğrudan savaşın ürkütücü yanlarına parmak basmasa da, Monk’un karamsar parçaları, Kafka’nın Dava’sı, Munch’un Çığlık’ı ya da Picasso’nun Guernica’sı gibi bir iç sıkıntısını yansıtıyor.
Zamanında Ian Dury’nin topluluğu Blockheads ile kayıtlar yapan Gilad, sonra Robbie Williams, Sinead O’Connor ve Paul
McCartney gibi isimlere ekmek parası uğruna eşlik etmiş. Gilad, Yahudi ve Arap dünyası arasındaki kültürel bariyerleri bir misyoner gibi ortada kaldırmayı hedefleyen albümü “Exile”da, topluluğu Orient House Ensemble ile birlikte, İsrail şarkılarını yeniden yaratıyor; İbranice metinlerin yerine, Arapçaları koyuyor. Yahudilerin milliyetçi özlemlerini dile getiren bu klasik hikayeleri, yeni bir ideolojik kimlikle insanlığın hizmetine sokuyor. Kariyerindeki kilometre taşı olan albümdeki parçaların müzikal kökleri, John Coltrane’in dışavurumcu damarına ve Chick Corea’nın halk müziği etkilerine kadar uzanıyor. Birbiriyle yan yana durması zor gibi görünen bu iki kutup arasındaki uzun mesafeyi albüm boyunca defalarca ve hızla kat eden Gilad’ın, dünya cazı esprisini en iyi ifade ettiği parçalar, büyük bir ironi ile çaldığı ‘Ouz’, melankolik özelliklerini öne çıkardığı ‘Jenin’ ve sözlerini Filistinli şair Mahmud Darwish’in yazdığı 10 dakikalık ‘Al-Quds’. Ayrıca Filistinli şarkıcı Reem Kelani ile Tunuslu şarkıcı ve utçu Dzafer Youssef’un albüme katkıları var. Parçaların tamamına yakını ya politik bir nedenden yola çıkıyor ya da entelektüel bir söylem tutturuyor. Öğrenciliğinde felsefe okumuş ve mastırını ‘Nazi propagandası yoluyla sanat eserlerinin manüplasyonu’ hakkında yapmış Gilad’ın ürünleri, estetik denen şeyin kurallarının başka bir dünyada şekillenmediğini unutmadan, müzik ile arasına girecek her şeye perde çekiyor.
Hegelci kavramlardan yola çıkarak felsefi özbilincini geliştiren, tarihsel materyalizm öğretisinden faydalanarak (İsrail, Filistin ve Arap üçgeni merkezinde) insanlık sorunlarına barışçı çözüm önerileri sunan Gilad, bazı yayın organlarında yazdığı siyasi makalelerle de, politik kimlikli sanatçı yanını ortaya koyuyor. Onun İngiltere’de yayınlanmış (bu yıl sonu başka ülkelerde de basımı yapılacak) bir de kitabı var; “Guide To The Perplexed” (Şüphe edenler için rehber). Kapağında anahtar deliğinden dikiz yapan birini gösteren bu kitap, İsrail devletinin ortadan kalktığı bir gelecekte geçiyor. Filistinliler ve anti-siyonistler tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanan bilim kurgu roman, İsraillileri komik resmederek, vatan toprağı bulunmayan bir Yahudi’nin peepshow’larda aradığı mutluluğu, son derece sert bir hicivle anlatıyor.
Gilad’ın arkasındaki kişisel güç, (Coltrane’e eşlik eden ruhani güç gibi) eşlikçisinin öfke olması. Hatta Gilad’ın müziği ve estetik güzelliği bu öfkenin gölgesinde kalıyor bazen, ama bunun kötü bir durum yarattığı düşünülmemeli; aralarındaki oranın iyi dengelendiği öfke ve zeka Gilad’a çok şey kazandırıyor; böylelikle günümüzde pek çok sanatçıda olmayan bir güce sahip oluyor.