Emektar caz radyocusu Hülya Tunçağ, mesleğinde 35. yılını Babylon’da kutluyor.
35 yılın caz yolculuğu
Radyoculukta kesintisiz 35 yılını dolduran ve kırılması zor bir rekoru elinde tutan Hülya Tunçağ, onu gerek meslek gerekse de özel yaşamında destekleyen, hep yanında olan sevdikleriyle şimdi bir araya geliyor. 7 Aralık Salı gecesi Babylon’da gerçekleşecek olan gecede, yalnızca tanıdıkları, müzisyen ve yazar dostları ile değil, en büyük desteği aldığı dinleyicilerini bu güzel geçmişe ortak ediyor.
Abisi her sabah saat yedide uyandırırdı onu, Amerika’nın Sesi radyosunda Willis Connover’ın Jazz Today programını dinlemesi için. İlk Miles Davis sololarını orada duydu, abisinden önemini öğrendi. Evlerinde her tür müzik dinleniyordu, babanın amatör bir müzisyen olmasından dolayı. Sadece baba değil, abiler de müzisyendi. Evde bu nedenle hem Türk, hem batı müziği enstrümanları bulunuyordu. Tüm bunlarından arasından caz müziğini seçti minik Hülya’nın kulağı.
İlk caz derslerini Cüneyt Sermet’ten aldı. Ali Kocatepe, Sebla Özveren gibi isimler vardı bu öğrenciler arasında ve Sermet hoca dahil tüm arkadaşları sadece caz programı yapacak kişi olarak Hülya’yı görüyorlardı aralarında. Bu destek ile 1969 yılında ilk caz programını yaptı. Jenerikte Jimmy Smith’den ‘Walk On The Wild Side’ın bulunduğu programdı bu. Caz parçalarının analizini Sermet’in programlarından öğreniyor, bir yandan da tanım bir militan gibi büyük bir ruhla programlarını geliştirerek sürdürüyor; sadece parça analizi ve sunumu değil, en seçkin örnekleri tanıyor, tanıtıyordu.
Herkesin ona ‘seni üç dört kişiden fazla dinleyen yoktur’ demesine karşın, motivasyonunu ve bunun bir gün karşılığını bulacağı umudunu yitirmedi. Hatta cazı kalabalık insan topluluklarına dinletebilmek için tercihlerini pop cazdan yana yaptı. Pop caz tanımını ilk kullananlardan biriydi. Oradan caz rock’un yükseldiği yetmişli yıllara uzandı ve en seçkin, güncel örnekler hep onun programlarında tanındı Türk caz dinleyicileri tarafından. Pop Caz programına derken Günümüzde Caz eşlik etmeye başladı. İkisi paralel yürürken, sonradan senfonik rock’ın öncü örneklerine yer verdiği Müzik Şöleni dahil oldu bunlara.
Evliydi, çocukluydu ve 9 Eylül Üniversitesi’nin müzikoloji bölümüne gidiyordu; doğru bildiği üzere, müzik programcısının tüm müzik türlerinden anlaması gerekiyordu ve burada klasik Türk müziği ve halk müziği konularındaki açıklarını kapattı. Aynı zamanda sistematik öğrendi. 12 Eylül’ün karanlık günlerinin ardından bırakmak zorunda kaldı. 5 yıl sonra yaş sınırı kalkınca yine girdi ve bu defa sinema okudu. Bir başka tutkuydu anneden kalan miras sinema. Dört yönetmen Ken Russell, Federico Fellini, Eisestein ve Jean-Luc Godart sinemalarının müzikleri üzerinde yoğunlaştı. Sanata ve dünyaya bakış açısını yönlendiren bilgi birikimini ömür boyu kullandı, Akademi İstanbul’da 6 yıldan bu yana sürdürdüğü derslerinde işledi.
İçinden evlilik, doğum, ölümler, ayrılık, göç gibi şeylerin geçtiği bir yaşamda, caz müziği her zaman ana eksende oldu. Sadece meslek değil, aynı zamanda yaşamsal bir destekti bu onun için. Ayrıca toplumsal duruşuna yön verdi, ülkenin her yerindeki insanlarla iletişimine neden oldu.
Yıllar boyunca konser, festival gibi nedenlerle gelip giderken, eşinden ayrılışı ve oğlu Tan’ın Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü kazanması, 1996 yılında İstanbul’a göçüne neden oldu. Belli bir çevresi oluşmuştu artık; bu şehirdeki caz ve müzik ortamı sarıp sarmaladı onu. Cazın ruhundaki doğaçlama ilişkilerine yansımıştı; dostlukları çok hızlı ilerledi.
Dostluk kurduğu müzisyenlere ilişkin olarak unutamadığı şeylerden ikisi; Herbie Williams ve basçı Buster Williams ile olan tanışıklığı; eşi ile birlikte geçirdikleri iki gün büyük bir dostluğun yaşanmış olması, Hancock’ın büyük kibrine karşın o dönem yaptığı müziği eleştirmesi. Diğeri ise hayranı olduğu John McLaughlin ile karşılıklı bağdaş kurarak gerçekleştirdikleri dostane söyleşi. Joe Henderson, Dizzie Gillespie, Chick Corea, Gayle Moran tanıştığı ve dost olduğu sayısız müzisyenden bazıları.
Müzisyenlerin ve dinleyicilerinin dünyası çok yakın gelmişti ona. Bu yakınlığı tam 35 yıldan beri bizlerle paylaşıyor; duygusallığı, nahifliği, insancıllığı ve empatisi ile. Türkiye’de caz müziğinin daha fazla Hülya Tunçağ’lara gereksinimi var.
