Efsane caz plak şirketi Blue Note’un eski başkanlarından Alfred Lion, 1956’da ‘Benden bu kadar, Blue Note’u devrediyorum. Artık Jimmy Smith ile birlikte dolaşacağım. Bundan sonra her akşam onu dinlemek istiyorum’ demişti, kendisine şaşkınlıkla bakan karısına. Bütün suçlu o zamana değin kilisede masumiyetin seslerini dile getirmiş olan zavallı bir org ile önünde oturan siyah bir adamdı. Öncelikle bu masum enstrüman, bir gün Jimmy Smith adında potansiyel bir suçlu ile tanışmış ve içindeki şeytanı keşfetmişti.
Sıradan kilise orgu, onun elinde vahşi ve öfkeli bir fırtınaya dönüşmüş; o da hammond orgunun efendisi unvanını kazanmıştı. İkinci dünya savaşından sonra müzik öğrenimi görmüş ve sonra Philadelphia’da çeşitli rhythm’n blues gruplarında piyano çalmıştı. Ta ki bir akşam bir swing topluluğunun orgcusu olan Wild Bill Davis’i dinleyinceye dek. O sahneden indikten sonra gizlice orgun yanına gitmiş, tuşlarına basmış, kendinde bıraktığı o yumuşacık etki yaşamının tutkusu haline gelmişti. İlk hammond orgunu almak için borç para bulmuş ve bir depo kiralayarak çalışmak için aylarca oraya kapanmıştı. Yeniden ortaya çıktığında ise caz müziği artık eskisi gibi değildi.
İlk kapısını çaldığı Alfred Lion onunla derhal bir sözleşme imzaladı. Daha ilk albümün adı iddiasının yanı sıra müjdeyi de veriyordu; “A New Sound, A New Star: Jimmy Smith At The Organ”. Ellili yılların başında Hammond B3 org ile markalaşan Smith, altmışlı yıllara gelindiğinde ‘Organ Grinder Swing’ ve ‘Hobo Flats’ gibi şarkılarla Amerikan billboard’larında birinci sıraya kadar çıkmıştı. Smith 1962 yılında arkasında bıraktığı 30 albümden sonra Verve şirketine geçti ve “The Cat” gibi tarihi albümlere imzasını attı. Yetmişli yıllarda ailesiyle birlikte Los Angelas’a taşındı ve karısıyla Jimmy Smith’s Supper Club’ı açtı. Turneye çıkmadığı zamanlarda burada sahne alıyordu. Ancak soul müziğinin de modası geçecekti. Asit caz DJ’leri doksanlı yıllarda eski Blue Note plaklarını yeniden ortaya çıkarınca Smith birden tekrar kıymetlendi. Beastie Boys’un sanatçının ‘Root Down’ isimli şarkısını sample’lamasından sonra, Smith yeni kuşaklarında gözdesi haline gelmişti. Bunun üzerine Smith yaşamının ikinci baharında kez daha olağanüstü albümler kaydetti; 1993’deki canlı kayıt “The Master” gibi. Geçen sonbahara kadar tüm dünyada konserler vermeye devam etti. En son Berlin’deydi. Basları artık hammond’ının yardımıyla kendisi çıkarmıyordu; ek işlere gücü yoktu. Efsanevi hammond B3 orgcusu Smith 8 Şubat günü Arizona Phoenix’deki evinde eceliyle hayata gözlerini yumdu.
Cazda org kullanan ilk kişi olmamasına rağmen, tekniği ile 50’lerin ortasında bu alanda devrim yarattı. Herkesi çok etkiledi; org pedalını alışılmışın çok dışında kullanarak adeta vurmalı aletlerden elde edilen tınıları üretti.
O hammond orgunu ellilerin ortasında caz enstrümanı haline getirmiş, cazı tekrar köklerine yani siyah kiliseye taşımış, ellili yıllarda orgu cazda kullanmasıyla, Jimmy McGriff’den Larry Young’a ve Joey DeFrancesco’a kadar kendisinden sonraki tüm orgcuları etkilemişti. Hammond B3 orgunu o kadar popüler yapmıştı ki, dünyanın en önemli caz dergilerinden Down Beat bile orgu caz enstrümanları kategorisine onunla birlikte almıştı. Ellilerin ortasında ortaya çıkan soul caz bir sinyaldi. O günlerde özellikle siyah müzisyenler arasında cazın gelecekte nereye varacağı çok tartışılıyordu. Bazıları cazın köklerinden uzaklaştığını, siyahların kilisesi ve toplumuna yabancılaştığını düşünüyordu. “Soul Power” diye adlandırılan Smith öncülüğündeki akım, yeni bir kendine güvenin işareti olmuştu, ayrıca değişim ve ilerlemeye olan inancın göstergesi. Soulful ve funky, blues tonlarıyla çalmak, siyah folk müziğinin başlangıcına bağlı olarak çalmak demekti. Smith Funk’tan söz ettiğinde, hep eski Oklahoma Funk adını verilen soul cazı kastederdi. 1964 yılında Hammond Times makalelerinden biri, Smith’in orgda sürekli saksofoncu Charlie Parker’a benzemeye çalıştığını yazmıştı.
Albüm çalışmaları ve kendi mekanındaki konserlerinin dışında yaşamının tamamını dolduran şey turnelerdi. Yaşı yıllarca yanlış bilinen Smith 76 yaşında evinde huzur içinde öldü. Yıllarca turnelere çıktıktan sonra yakın arkadaşı Joey DeFrancesco ile birlikte “Legacy” isimli albümü tamamlayan sanatçı, ne yazık ki albümünün piyasaya sürülüşünü göremedi. Smith’in yakın arkadaşı Joey DeFrancesco, sanatçının ardından “Jimmy zamanımızın en iyi müzisyenlerinden biriydi. Onu ve müziğini çok sevdim. O benim kahramanım ve en yakın arkadaşımdı” dedi.
kalıte yonunde buyuk olup ve dusunmesi sakince olacaktı buyuzden bu neti sestim benim yorumumu dinliyenler nedemek istedigimi anlayacaklar