Zaman dışı şarkılar antolojisi; Joni Mitchell “Travelogue”
Amerikan folku ile caz arasındaki kavşağın mimarı olan şarkıcı/söz yazarı Joni Mitchell’in yeni albümü “Travelogue”, halen durulmamış bir ruhun geçmiş zaman muhasebesi. Prodüktör Larry Klein, buklette albümün amacını sözünü esirgemeden açıklamış: “Joni’nin şarkılarındaki hiçbir zamana ait olmamayı ve kaliteyi yeni bir dinleyici kitlesine ulaştırmak”.
Albüm tanıdık melodilerle dolu; ‘Woodstock’, ‘Hijera’, ‘For The Roses’ ya da ‘Trouble Child’ gibi klasiklerin Vince Mendoza tarafından aranje edilmiş ve Londra Senfoni Orkestrası tarafından merasimle çalınmış halleri bunlar. Görsel bir ses örgüsü içinde, bildiğimiz pop şarkıları sanki uçmuş, onların yerine sadece sözlerinden tanıyabileceğimiz orkestra eseri işler gelmiş. Bu ne kadar iyi sonuç vermiş? Orkestra uyarlamalarından hoşlanıyorsanız, parçaların mükemmel yorumlandıkları gönül rahatlığıyla söylenebilir.
‘Yükselen değerler’ yutturmacasına ayak direyen Joni, sözünü esirgemeyen biri; geçenlerde iğrenç müzik sektöründen tiksindiğini açıklayarak, açtı ağzını, yumdu gözünü: “Artık sanatçılarda yetenek değil, iyi görüntü ve sektörün talepleri ile uyum arıyorlar. Benim bu yaşta iyi görüntü peşinde koşmaya ve işbirliğine niyetim yok. Göğüslerimi teşhir edemem, apış aramı sıvazlayamam” diyerek sanatın ve insanlığın farklı değerlere ihtiyacı olduğunu vurgulayan 59 yaşındaki Joni, müzik sektörünün Madonna ve benzerleri ile onlara çanak tutan patronlar tarafından dejenere edildiğini savundu.
İşte Joni’nin durulmayan ruhu bu; o uzlaşmaz bir ikon. Her manevrasında kafaları allak bullak eden; yerinde duramayan buluşçu, son derece kişisel özgün folk tarzı ile pop, caz, avangard ve modern müziğe evrim geçirten, 80 ve 90’lardaki çok kültürlü müzik deneylerinin habercisi.
Bağımsız, ilkelerinden taviz vermez hali, tutucu dinleyiciler ve erkek egemen müzik endüstrisi karşısında onu Zeyna gibi bir kahraman haline getirdi. Çağdaşlarından hiçbiri onun kadar korkusuz olamadı; sanatçı kimliği ve cesur keşifleri pop müziğin sınırlarını aştı. Geride bıraktığı mirasıyla kendinden sonra gelen kadın şarkıcılar için izlenecek yolun kaldırım taşlarını tek tek döşedi. Modern Amerikan toplumunu giderek daha ciddi araçlarla sorgulayan şarkıları “Hissing Of The Summer Lawns” ve sonrasında iyice belirginleşti.
Yerel temalara ağırlık veren 2000’in “Both Sides Now”, nefeslilerin ve gürültülü zillerin ağırlık noktasını oluşturduğu 70 kişilik bir orkestraya ustaca uyarlamıştı; ‘For the Roses’ şimdi daha zehirli, sert ve kuşatıcı drama ‘Just Like This Train’ ise, saldırgan. 1994’ün “Turbulent Indigo”sundan alınan yaylıların feryatlarının tam ortasında kalan ‘Sex Kills’ ise, toplumsal anlatı konusundaki maharetini sergiliyor. Kendisiyle adete bütünleşen sigaranın meleksi sesine verdiği zarar sonucu şimdi kısılan sesi ile konuşan Joni, daha bir tutkulu ve acı dolu bir doyumsuzluk duygusu veriyor. Fakat kasıp kavuran enstrümanlar, onun kırılgan şiirleri ve dünya tatlısı sesini olumsuz yönde etkiliyor; farklı bir atmosferde yeniden yaratılmış şarkılardan oluşan bu ikili albüm, pırıl pırıl parlayan doğal bir yeteneğin taştan heykeli gibi.
Joni’nin gerçekten, kendi kuşağında en büyük şarkı sözü yazarı olduğunu kanıtlamaya ihtiyacı yok; kaldı ki bir kez bu iltifatı yapan birini, basının karşısında terslediği halen unutulmuş değil. O yüzden “Travelogue” gibi arka plana kuvvetli bir senfoni orkestrasının yerleştirildiği böyle bir çalışma, sözlerden çok orkestra yönetiminin havaya hakim oluşuyla garip gelebilir. Yaş krizine vurgu yapan şarkı sözlerinin, bu albümün mantığı içindeki tüm ironiyi öldürdüğü de düşünülebilir, ama dürüst olmakta fayda var. Onun bir zamanlar dolby surround teknolojiyle Toskana köy evinde yaptığı kayıtlarda garip karşılanmış, ancak aradan geçen zaman ürünün hakkını teslim etmişti. “Travelogue”, büyük orkestra uyarlamalarının insanı esnettiği göz önüne alınacak olursa ustalığı ile lüks bir ürün.
