Seksenlerin pop şarkılarını andıran ‘Catch’ ve ‘Hide U’ ile bir hayli ünlenen Kosheen, hem 20 yıl öncesine nostalji yaptı, hem de artık unutulmaya yüz tutan Drum’n Bass’i yeniden ayağa kaldırdı. Bugünlerde Hipnotik break beat’leri ve Bristol’un milli marşı Trip-hop’u herkes bir şekilde kullanıyor, yumuşak Drum’n Bass ritimleri üzerinde vokalli parçalar yapmak da, yeni bir şey değil, ama onların tadı hiç kimsede yok.
2001 çıkışlı ilk albüm “Resist” ile dans müziğine renk katan Kosheen’in doğuşu, Bristol’lı Substance ve Decoder’ın, sonradan solistleri olacak Sian Evans’ı, diğeri yeni ufuklar açacak ahir zaman müzisyeni, Portishead’ten Geoff Barrow’u tanımalarıyla gerçekleşti.
Kosheen’in gerçek hikayesi bu önemli buluşmalardan çok önce başladı. Skatepunk’tan parasız Gal partilerine, oradan da Bristol rave partilerine uzanan değişik bir hikaye bu.
İlk buluşma tarihi 1998; önceleri ikilinin düzenlediği partilerin konuğu olan Sian, onlar tarafından bir iki parçaya vokal yapması için stüdyoya çağrılır ve sonradan grubun kalıcı elemanı olur; böylece Kosheen’in temelleri atılır.
Substance ve Decoder bu işte yeni değiller. Darren, 80’lerin sonunda memleketinde bir baltaya sap olamamış, punk gruplarında sürttükten sonra bir gün Portishead’in Geoff Barrow’la tanışınca tüm müzik anlayışı sarsılır. O sıralar Massive Attack’a bazı miksajlar yapan Barrow, bu işe Decoder’ı da dahil ettiğinde onu dünyanın en mutlu insanı haline getirir.
Geoff’un ona sampler’ın yapabildiklerini göstermesiyle skate-punk gruplarından hızla uzaklaşır. “Gitardan sıkılmaya başlamıştım ve Geoff bana daha hiç duymamış olduğum, sampler denen cihazı gösterdi” diye anımsıyor Darren. Görür görmez, “Tanrım bu olağanüstü, bir kutunun içinde bir grup var sanki” der ve onunla neler yapabileceğimi anlayınca da, bir daha hiç arkasına bakmaz. O günden sonra olan olmuş; elektroniğin sınırsız özgürlüğünü keşfeden 17 yaşındaki tüyü bitmemiş çocuk, yeni tecrübelerini ücretsiz open-air rave’leri gibi yerlerde sergilemeye başlamış.
Substance’ın hikayesi de benzer; Glaskow’dan Bristol’e geldiğinde ilk tanıdığı kişi Decoder. Birlikte 90’ların başında düzenledikleri break-beat partilerinde, büyük bir hevesle drum’n bass ve techno kültürünü empoze ederler.
Sian için hikaye Galler’de başlıyor. “Galler o zamanlarda resmen kaynıyordu” diyor. “Herkes ilk bulduğu boş alanda parti veriyordu. Beleş parti fikriyle hepimiz devrim yaptığımızı, dans ederek dünyayı değiştireceğimizi düşünüyorduk; belki az da olsa değiştirmişizdir. Bir çok insanın ufkunu genişlettiği kesin, ister müzikal olsun ister başka bir şey” diye ekliyor. O’da bedava rave’lerin hamurunda yoğrulmuş, bir süre Wales dağlarında komün hayatı yaşamış, sonra sıkılarak Bristol’e dönmüş serseri mayın birisi iken, 90’ların başında bir çocuk sahibi olmasıyla kendini, çocuğunun bakımına ve şarkı yazmaya adamış biri.
İkili partilerden birinde Sian’ın içindeki ışığı fark edince, kader ağlarını örer; ilk stüdyoya gidişini Sian, “daha ceketimi bile çıkarmamıştım ki, müziklerinin tam bana göre olduğuna karar verdim” diye anlatır. Sian’ın komün hayatı yaşarken yazdığı çok özel duyarlıklara sahip sözleri artık onlar için hazine değerindedir. Yapılacak iş bu satırları ikilinin müziğinin doğal bir parçası haline getirmekten ibarettir. Aralarından harika bir kimyasal uyum vardır ve bu iş sandıklarından çok daha kolay olur.
Hikayenin “Resist” albümüyle noktalandığını zannetmeyin; daha yeni başlıyor.