Dünyanın her yerinden toplanan marjinal grupların (çevreci, anarşist, feminist, homoseksüel), globalleşmeye karşı buluşması, siyasi taleplere sahip değildi; bu kesimler, kapitalizmde neo-liberalizm döneminin “vicdanı” olarak sahneye çıkmışlar, ancak siyasi taleplerinin ve örgütlerinin bulunmayışından dolayı, kapitalizmi ıslaha çalışan sivil toplum örgütlerinin etekleri altında konumlanmışlardı. Gösteriler siyasi taleplere ve birlikteliklere dönüşemediği ölçüde, küreselleşme karşıtlığından bir gelecek umudu üretilemedi.
Bu açıdan Cenova’nın insanlık tarihi için bir kazanım olduğunu düşünmek zor; belki ilerde çok uluslu firmaların eskimiş yönetim kurulları için yeni kadrolar çıkacak bu insan kaynağından. Yanı sıra söylemi ve popülist kavrayışı her alanda ünlü figürler doğuracak; şimdi bu ünlülerin müzik alanındaki temsilcilerinden biri Manu Chao.
Manu Chao vaktiyle Fransız rock grubu Mano Negra’nın beyni ve şarkıcısıydı. Pek hoşnut olmadığı Fransız müzik çevrelerine sırtını dönmüştü. Mano Negra dağılıp, elemanları ayrı yollar tutunca ortamdan biraz uzaklaşmak istedi; kendini uzun yolculuklara verdi ve farklı Latin Amerikalı sanatçılarla çalıştı. Yanında sürekli bulundurduğu kayıt cihazı ile gezdiği her yerden ses topladı ve cepte bir sürü projeyle 1999 başında Fransa’ya döndü; fikirleri doğal olarak bir güneylilik içeriyordu. Biraz da memleket özleminin verdiği gazla popüler müzik yapmak için militanca bir sorumluluk duyuyordu.
İspanya’nın Barcelona’sı, Chao’nun kendine memleket olarak seçtiği yer oldu. Orada Sam amcanın yumruğu altında ezilirken, umarsızca dans etmeye devam eden örgütsüz bir halk ve medyatik çevre tarafından kucaklandı. Kuzeni ile kurduğu grubuyla bugünkü müzikal birikiminin temellerini atmaya başladı. İspanya’da faaliyet gösteren anarşist bir örgütün ismi olan Mano Negra adıyla yola koyulan ikili kaydettikleri ‘Mala Vida’ isimli single, Latin Punk ve The Clash arasında bir tarza sahipti. Müzik camiasında biraz palazlanmaya başlayınca Chao, kendi adıyla devam etme kararı aldı ve büyük şirket Virgin ile anlaştı.
4 mayıs 1999’da çıkardığı eklektik protest albüm “Clandestino”, Chao’nun naif kişiliğini ve müzikal vizyonunu ortaya koyuyordu; çeşitli Latin tarzları, caz, punk ve rock’ı birleştiren, dört ayrı dilde 16 şarkı vardı albümde. Bir çoklarınca yeni Bob Marley olarak lanse edilen Chao, malzeme olarak özellikle Latin Amerika’nın sorunlarını ve kültürlerini kullanmasıyla tanındı, globalleşme ve IMF karşıtı gösteriler, kendini tarif etmesi için biçilmiş kaftandı.
İlk albüm ile önce Avrupa ve Güney Amerika’da geniş bir hayran kitlesine ulaşmasına rağmen, Amerika kapıları hala kapalıdır. Önemli olan Amerika’da ünlü olmaktı ve bunun içinde daha büyük oynamak gerekiyordu; albümün ilk single’ı ‘Bongo Bong’, Madonna’nın “The Next Big Thing”in filminin müziklerinde yer alınca, parayı ve şöhreti buldu.
Müzik sektöründe iyi satan türlerden biri haline gelen ‘alternatif latin’in çıkışında büyük bir payı olan Chao’nun duruşundaki gizli cazibeyi sağlayan şey, kendisini son derece kurnazca planlanmış bir cool tavırdaydı. Albümün başarısı ile yaratıcısının basında ve ekranlarda boy göstermesinin ters orantılı kurgusu, pazarlama tekniğinin bir parçasıydı. Hemen hiç röportaj vermeyen ve pek az sayıda konsere çıkan Chao’nun 2001’de yayınladığı “Proxima Estacion: Esparanza”(sonraki durak: umut) adlı albümü, umuttan çok ticari patlama oldu; tüm dünyada 10 milyonun üzerinde satış yaparak, Chao’yu yıldızların yalan dünyasına itekleyiverdi. Albümden çıkan ve aslında onun apolitik yüzünü gösteren şarkı ‘Me Gustas Tu’ müzik piyasasına girdiği gün tüm radyo ve televizyonlarda en çok çalınan parçalardan biri oldu. Kısa sürede ‘Dünya halkları adına kültürel bütünleşme’ safsatasının ikon sanatçılığına soyunan isimlerin başında gelen biri oluverdi. Chao, 10 Haziran akşamı İstanbul’da olacak; fikir edinmek için Chao’yu değil, seyircileri izlemeli.