Kontrbas öksüz kaldı; NHOP
58 yaşındaki Danimarkalı caz basçısı Niels-Henning Orsted Pedersen, 19 nisan Çarşamba akşamı yaşama gözlerini yumdu. Pedersen ya da kısaca tanınan adıyla NHOP, yaşamında en çok Danimarka’nın caz müziği konusunda yetiştirdiği en seçkin müzisyen ve basçı olduğu gerçeğini duymaktan sıkılmıştı. Evet, belki övgü bile olsa bunu defalarca duymak mütevazı bir adam için son derece sıkıcıydı, ama inkar edilemez bir gerçekti.
1946’da Orsted’de doğan NHOP, ellilerin sonlarında Club Montmartre olarak bilinen uluslararası üne sahip olan Kopenhag mekanında boy göstermeye başladığında henüz bir yeniyetme idi. Çaylaklığına rağmen önemli fırsatlar yakalıyordu; iki hafta içinde Stuff Smith ile, ardından Wayne Shorter, sonrasında Freddie Hubbard, Kenny Dorham ve Budd Powell’dan oluşan orkestralarla çalıyordu. İzleyen haftalarda sıradaki isimler Dexter Gordon, Yusef Lateef, Joe Henderson, Sonny Rollins veya Johnny Griffin olabiliyordu. Cazda dünya devlerinin uğrak yerlerinden olan mekan NHOP için bereketli bir şans kapısıydı, yapması gereken sahneden alnının akıyla çıkmaktı ve onun da yaptığı buydu.
Moda peşinde koşanların aksine, her defasında kendi kimliğini aramanın mücadelesini verdiğini vurgulayan bu çalışkan ve disiplinli güzel insanın Danimarka’nın üst kültürüyle sağlam bir bağı vardı. Ona özellikle savaş yıllarından kalan bu miras, Danimarka’da ikinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi’leri bir müzisyen olarak protesto etmenin bir yolu olan İngilizce şarkı söylemekti. Ayrıca caz çalmakta işçi sınıfına ait bir şey olarak görüldüğünden, bu aynı zamanda ufak çapta sınıfsal intikamın yollarından biriydi. Etraftaki çok sayıda değerli anti-faşist müzisyenden etkilendi. 15 yaşına rağmen aranan adam haline gelen NHOP, öylesine alçakgönüllü ki, bu durumu “çalacak başka adam yoktu” diye açıklıyordu.
Bir çok müzisyeni kendine örnek alarak yetişti. Count Basie ile çalma fırsatını yakaladığı gün hayalleri gerçek oldu. 17 yaşındaydı ve Amerika’da çalışma izni alamayacak kadar küçüktü; uzun vadeli bir teklifi geri çevirmek zorunda kaldı. Erken dönemde hayran olduğu diğer kahramanları genellikle basın dışında isimlerdi. Yanı sıra Paul Chambers, Scott LaFaro ve Ray Brown’a gıpta ile bakıyordu. Önemli olanın solo değil, birlikte çalmanın anlamı olduğunu öğrendikten sonra, her müzisyendeki pozitif tarafı görerek kendini yetiştirdi. Scott LaFaro’da öyle, kusursuz bir virtüöz değildi belki, ama bu boşluklar başkası tarafından doldurulamazdı. Bu basçılar arkalarında oldukları müzisyenlerin gizli kahramanlarıydı. Müzikte el çabukluğuna inanmayan biri olarak, genç meslektaşlarının eski ustaların tınısını yakalamaktan ibaret faaliyetlerini önemsemiyor; icra sırasında hayallerinin ötesinde gezinen, o an kimlerle çaldığını unutmayan ve sürekli olarak müziğin önünde değil, gerisinde olduğunu düşünen biri olarak kalmaya özen gösteriyordu.
İlk kez Albert Ayler ile çalarken doğaçlamanın gücüne tanık oldu ve o an fark etti ki; bir sınırı geride bırakmıştı. NHOP, basın cazdaki rolünün değiştiği, oldukça zorlayıcı bir şekilde destekleyici ritim bölümü vazifesinden uzaklaştığı bir dönemin mantığını ve ruhunu iyi kavramıştı.
Dexter Gordon ile çalmasının ertesinde, onun için Pablo dönemi başladı. Yetmişlerin cazında altın dönemi temsil eden Pablo kayıtları, fusion çılgınlığının ortasında mainstream caza ev sahipliği yapıyorken, bu yıllardaki kayıtların neredeyse demirbaşı haline gelen NHOP, son derece yaratıcı bir dönemindeydi.
40 küsur yılın ardından, dünyanın en saygın basçılarından birisi oldu; yıllarca Oscar Peterson ile aynı sahneyi paylaştı. Onun dışında daha niceleriyle çaldı. Caza sevdalanan pek çok Avrupalı müzisyen gibi, Amerika’ya gitmenin hayalini kurmadı. Kaldı ki, kapağı dünyanın kaymağını yiyen bir ülkeye atarak ‘yüksek standartlar’dan faydalanmayı düşünecek kadar bencil biri değildi. Amerikan temelli caz geleneğine daldığında bile, kendi kültürünün ateşli bir destekleyicisi oldu.
Pederson yaşamının son yıllarını büyük bir titizlik içinde seçilmiş projeler ve lider müzisyen olarak geçirdi ve daha çok bir lider olarak karşımıza çıktı. Johnny Griffin’in misafir sanatçı olarak yer aldığı ve Danimarkalı klasik müzik bestecisi Carl Nielsen’in bir parçasının düzenlemesini içeren bir programın bulunduğu Verve markalı “Those Who Were” ve Phil Woods ile Oscar Peterson’ın katkılarıyla çeşitlenmiş “This is All That I Ask” albümleriydi bunlar. Dünyanın en çok plağa eşlik eden caz basçılarından biriydi; caz sevenler onu unutmayacak.
