Nick Cave and The Bad Seeds grubunun dramatik yaşantısındaki yeni safha “Nocturama”. Olağanüstü ince işçilikli albümler “Murder Ballads” ve “The Boatman’s Call”un ardından yeni bir dönem açan, Cave’in ruhunun bütün ince ve karanlık yanlarını çırılçıplak ortaya seren, uzun sürede gerçekleşen emek dolu bir çalışma “Nocturama”. İngiliz yapımcı Nick Launay eşliğinde, grubun hamuru yeniden yoğruldu bir dizi fikirle; ortaya çiğlikle kibarlık arası şarkılar çıktı, yani tam da rock’n roll’un doğası gibi.
Cave’in 12. albümü “Nocturama”, kendisi için karakteristik olmayan arka plan ruhuna sahip; açılış parçası ‘Wonderful Life’, albümdeki şarkılara yanıltıcı bir vitrin oluşturuyor, ama bu yanıltıcı tablo ikinci parçadan itibaren değişiyor ve Cave aynen kaldığı yerden devam ediyor; sıradaki gotik balladlar, albümün karanlık yüzünü öne çıkarıyor.
İnsan ilişkilerine dinamit koyan bir duyguyu kavrayabilmek için, rock’n roll sofrasında eşine nadir rastlanan ruhsal acılar eksperini yakından tanımak gerek; bir yanını, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sındaki Raskalnikov, diğer yanını da Werner Herzog’un karanlık ruhlu katili Kaspar Houser’ın oluşturduğu eski grubu Birthday Party muamması ile, toplumsal tecridin sınırlarında yaşayan tiplerin en iyi modellerinden biri oldu yıllarca, 1957 Avustralya doğumlu Cave. Okul hayatında dikiş tutturamayan her genç gibi bir müzik grubu kurdu; Punk’ın yükselen ve alçalan dönemlerinde, bir kesim tarafından, mesih muamelesi gördü.
Nadiren röportaj veren asosyal biri Cave; bütün iletişim sorunlular iyi birer şarkı yazarı oluyor nedense. Cave’de konusunun tartışılmaz isimlerinin başında geliyor, çünkü onun Allah vergisi şarkı yazma yeteneği kişisel özelliklerinden güç buluyor.
Erkeklerin dünyasına ait şarkılarında, muzdarip insanları resmeder Cave; kadınlar ise birer aşk nesnesi olarak, başka bir dünyaya aittir. Sadece kadın-erkek değil, toplumsal ilişkilerinde de, her türden deformasyon, romantik bir filtreden geçirilir. Bu yüzden hastalıklı ruhlara hitap eder Cave daha ziyade.
Kendini popüler arzulara hitap etmeyen biri olarak tanımlamasına bakmayın; hemşehrisi Kylie Minogue ile yaptığı düetin ardından başının göğe erdiğini gizleyememişti. Her şeye rağmen kızmadı ona sevenleri; her zaman harbiliğine vurgu yaptılar, fildişi kulesinde oturduğu yerden yıkılmış insan şarkıları yazan biri olmadığını düşündüler. Öyle ya da böyle, bu bağın en güçlü ortak paydası, her iki tarafında, kişiliğinin yıkıcı yanları tarafından tehdit edilen insanlar olmalarıydı.
Albümde ‘Cave’den nihayet eski güzel günleri anımsatan rock’n roll’ dedirten genel çerçevenin biraz dışında üç parça var; ‘Bring it On’, evlilik ve acı veren kadınlar hakkında yazılmış, komik, sevimli ve karanlık şarkı. Cave’in The Saints solisti ulu punk nihilisti Chris Bailey ile düet yaptığı şarkı, Shane McGowan ile düeti ‘(What A) Wonderful World’u anımsatmakta; biri eroinden sersemlemiş, diğeri alkol tarafından yiyip bitirilmiş iki karaya vurmuş kişinin, bir gün istedikleri yere vardıklarında, sanatlarının sonu anlamına gelecek olan daha iyi bir dünyaya inançlarını yitirmesi gibi. Yüksek tempolu ve punk tavırlı ‘Dead Man in My Bed’, emektar gitarcı Blixa Bargeld’in ciğer delen pedal gitarı ve Cave’in tehditkar piyano vuruşlarına sahne oluyor. Albümün düğüm noktası kapanıştaki görkemli ‘Babe I’m On Fire’, 43 mısradan oluşan bir epik. Hümor dolu kelime oyunlarından oluşan15 dakikalık iç parçalayan şarkı AIDS, terör ve Avustralya’nın mülteci sorunlarına değiniyor.
Bazen Thomas Hardy kadar aşırı şiirsel, bazen de Leonard Cohen, Will Oldham ya da Van Morrison kadar tutkulu olan Cave, yaratıcı geleneğini sürdürmekte “Nocturama”da. Engin bir dünyada gidip gelen ruh hali, teslimiyetçi duyguları ve kara mizahı yerli yerinde. Şefkatli umut sözleri; özlem dolu zarif piyano tınıları, karanlık keman sızlamaları, mağrur aşk fısıldanmaları, tiksindirici ihanet hikayeleri, iflah olmaz tutkular, nostaljik geri dönüşler ve şeytani ayak oyunları; hepsi onun şarkılarında mevcut. Albüm, bir anlamda Cave and The Bad Seeds grubunun panoraması.