Replikas ilk albümü “Köledoyuran”da arabesk ve rock bileşimini merkeze almıştı. İkinci albüm “Dadaruhi” deneysel tınıların belirginleştiği, daha önü açık bir çalışma. Replikas’ın müzikal koordinatları sürdürdükleri yaşam biçimi ve ilgi alanları doğrultusunda değişiyor. Sürekli keşfetme merakı, değişimin belirleyicisi; ayrıca sampler gibi yeni ekipmanların katkısı da azımsanmamalı. “Dadaruhi”nin ön çalışmaları ile işin mutfağını tanımaya başlayan grup, enstrümanları ekonomik kullanmayı, gitardan daha yaratıcı tınılar elde etmeyi öğreniyor. ‘Seyyah’ gibi popülizm riski taşıyan parçalara kapılarını kapayarak, ilk albüme antitez oluşturmaya çalışıyor.
Avangard müzik sevdalıları için Replikas’ın içsel müziği gerçek bir şans. İç sayıklamaları ve derin bir esrimenin bulunduğu lirikleri giderek zenginleşiyor. İlk albümde geride duran vokaller daha cesur; helezonik tekrarlar kasvet atmosferine katkılı. Farklı olma çabası var, ancak entelektüelizm yok. Bu tehlike karşısında grup üyeleri doğal bir oto-kontrole sahip.
Şarkı sözlerindeki orijinalite, başka bir boyutta masaya yatırılması gereken bir yan. Deneysel Rock’da şarkı sözleri söz olmanın uzağında iken, Replikas’ın sözleri bunun ötesinde daha fazla bir şey; basit, derin anlamları olmayan şeyler gibi görünmesine karşın, kendini kolay ele vermeyen içerikleri var. Dadacı, sürrealist teknikleri, şiirlerin satır aralarını deşifre etmekle ilgilenmiş grup uzun süre. Herkes farklı bir yerinden yakalamış, ama sonunda anlam ön plana çıkmış. Şarkılar farklı elemanların olsa da, sanki bir kişi tarafından yazılmış kadar bütünlüklü. Liriklerin şairane bir eda taşımaması, onları sıkıcı olmaktan çıkarıyor. Basitliğin içinde tuhaflık ve gizem var. Bu basitliği çözmek, karmaşık olanı anlamaktan daha zor; basit gibi görünen sözlerde destansı halk hikayeleri ve 1001 gece masallarından çıkma cinler ve gulyabaniler cirit atıyor. Çocukluk hayallerini zenginleştiren ucube dünyalar halen zihinlerini meşgul ediyor; korku masallarındaki gibi anlatılan insanlık sıkıntıları, günümüzün modern toplum insanına olabildiğince yakınlaştırılıyor. Örneğin köledoyuran, gitarcı/şarkıcı Gökçe’nin gizemli hikayeler anlatan bir teyzeden duyduğu, bir olguyu büyük bir yalınlık içinde aktarmayı başaran tılsımlı bir laf.
Gerçekleşmesi mümkün olmayana öykünme ve olumsuz yüklemlerine karşın, Replikas şarkıları çok umutsuz değil. Haneke’nin içi karartıcı filmlerindeki zevki, siyahın içindeki beyazı görmenin mümkün olduğu androjen şarkılar bunlar.
Replikas elemanlarının biri (Selçuk) dışında tamamı asker kökenli ailelerden geliyor; yani şimdi giderek yoksullaşan bir sınıfın mensupları. Aynası olduğu kabul edilirse, gruba değil bir konser esnasında onları izleyen taraftarlara bakmakta fayda var; toplumun ipe un seren kesimine söyleyen, ait oldukları sosyal katmanları yansıtan bir grup Replikas.
Üyelerinin aritmetik toplamının üzerinde iş çıkaran Replikas, son derece orijinal bir simya; içlerine cin girmiş grup üyeleri, dünyayı önyargı ve hurafelerden arındırmaya çalışan filozoflara benzemiyorlar; onların arınması davulcu Orçun’un ‘Haydi Bir Ses Duy’daki vahşi vokalleri ile temsil edilen içteki hayvanı aşarak gerçekleşiyor. Kim olduğumuza kadar varan bir dizi ontolojik soru, verili şartların dışında kendini şekillendirmeye çalışan utangaç birinin cevapsızlığına dönüşüyor. Replikas şarkılarındaki bu bilgelik-dışı argümantasyon, irrasyonelizmle oluşturduğu köprü vasıtasıyla, Bosch’un kimyası değişmiş bir beyinden fışkıran Zevkler Bahçesi resminin grotesk alemine uzanıyor.
Replikas şarkılarında yeri her zaman muteber modası geçmiş nesnelerin gizi, çözülmeyi bekleyen birer şifre olarak, son derece özgün tatlar taşıyor; Türk Rock’ında yeni bir dönemin başlangıcına işaret eden bu şarkılar, İstanbul’dan çıkmış en özgün tınılardan. Yeter ki, bu potansiyel doğru değerlendirilsin…
Replikas müziğinin geleceği konusunda bilinmeyene yelken açmış durumda; elde edilecek olan şeyin neye benzeyeceği kendileri için de muamma. Onlar şimdi her biri tek başına kendi ilgi alanlarında yaşamlarının en araştırmacı ve doğurgan mevsimini yaşıyorlar.
(*) Barkın’ın gitarına yazılmış ironik ifade.