1997’nin “Shleep” albümünden beri sessizdi koca çınar. “Cuckooland”, Robert Wyatt’ın binyılda çıkardığı ilk albüm. Aradaki süreyi ressam karısı Alfreda Benga ile huzur içinde ve yılda iki şarkı ortalaması ile geçirdi. Ele aldığı konulara zekice yaklaşan, eklektik çağrışımlar yaratan “Cuckooland”, caz ve türevlerinden ilham alan, dünyanın politik, kültürel sorunlarıyla uğraşan, insanlığın endişelerini dile getiren gerçek modern şarkılarla örülü.
Phil Manzanera’nın Londra’daki stüdyosunda, 2002 yazı ile 2003 baharı arası kaydedilen albümün yapımcısı Wyatt ve Jamie Johnson. Vokal dışında kornet, trompet, klavyeli ve vurmalı çalgılar çalan Wyatt’ın Brian Eno, Paul Weller, David Gilmour, Karen Mantler, Annie Whitehead, Gilad Atzmon gibi önemli konukları var albümde. 16 parçalık albümde beş şarkı Wyatt imzalı; bunlardan açılışta yer alan ‘Just A Bit’, solcu bilim adamı ve zoolog Richard Dawkins’e adanmış. Ryuichi Sakamoto’nun “dünyanın en üzgün sesi” diye andığı Wyatt, sanki bu nitelemeyi doğrularcasına, şarkıyı bir hüzün tabakası ile kaplamış. Dört şarkı Wyatt-Benge ortak çalışması; bunlardan ilhamını 1949 tarihli Miles Davis çalışmasından alan ‘Old Europe’, ilerici müzik yazarı ve trompetçi Mike Zwerin’e adanmış, Donald Rumsfeld’in Irak Savaşı sırasındaki Fransız karşıtı küçümseyici konuşmalarını hedef almış. Ayrıca Antonio Carlos Jobim’den ‘Insensatez’i yorumlanmış.
Son 30 yılını caz ile beat kültürü arasındaki etkilerin sınırını genişletmeye vakfeden Wyatt, “Shleep”de biraz alışıldık bir görüntü çizmişti, ama burada caz köklerine daha yakın. Kasvetli albüm kendini biraz daha zor ele veriyor; içinde ilginç öngörüler ve tatlı bir kara mizah barındırıyor. Wyatt’ın bestecilikteki müthiş yeteneğini ve eşsiz tavrını öne çıkarıyor.
Kırılgan tarzı ve Cockney Rebel temizliğindeki sesi ile solcu blues şarkıcısı olarak, tarzlar arasında bir köprü kuran Wyatt’ın şarkılarında uluslararası kapitalizmin eleştirisi görülür.
Müzik basını tarafından yakışıksız eleştirilere maruz kalan bu dürüst insanın, Melody Maker’da sosyalist kuruluş hakkındaki bilgi kıtlığı nedeniyle sokaktaki adama benzeyen David Stubbs’un ‘Stalin Was Stallin’ şarkısına gönderme yapan satırları, en utanç verici olanıydı. Stubbs, “Komünist Parti üyesi Wyatt’ın siyasal eğilimleri, müziğe yansıyınca pek iyi sonuç vermiyor” diyordu. Popun insan beynini boşaltan etkisine karşı, cazın tedavi edici sihirli gücünü kullanarak, politika ile sanat arasındaki ilişkiyi mutlak gören Wyatt, 1984 tarihli Spex dergisine verdiği bir söyleşide, sosyalist gerçekçilik konusunda “30’ların ortasında başlayan derin bir tutuculuk var. Bunun için günah keçisi arayanların Stalin’i suçlamalarını doğru bulmuyorum” diyecek kadar gelişkin ve her tarihsel olayı ezberlenmiş düşünce kalıplarıyla açıklamaya çalışan insanlardan kendini uzak tutan biriydi. Onun politik tavrı bir albüm kapağında yer alan şu cümle ile özetlenir: “Vatan haini olmaya meyilli.”
1974’de, Daevid Allen’in evinde verilen parti sırasında dördüncü kattan düşerek bel kemiğini kırınca, ömrünün geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirmek zorunda kalan Wyatt, davula veda etti. Sakatlık sonrası ruh hali onun müziğe daha bir sanatçı gibi yaklaşmasına neden oldu. Bu adamın bir zamanlar tekerlekli sandalyesinin üzerinde onuru ile yaşamak isteyen biri olarak, hiç gocunmadan ufak hediye kutuları boyayıp ailesini geçindirdiği bilinir.
Wyatt’ın düşle gerçek arasında gidip gelen düşünceleri, yeni albümün yaratıcı temelini atmış; Julietto Greco ve Miles arasındaki aşkı, insanlığın düşmanı olarak kullanılan atom bombasını, Üçüncü Körfez Savaşını, yine bir önceki albümde olduğu üzere koyunlarını düşlemeye devam ediyor. Paris klişesini ve yer yer sinir bozan synthe efektlerini saymazsak, albümdeki her öğe, Wyatt müziğinin büyüsünü, hüznünü, trompet çalışındaki Chet Baker’vari mutsuzluğunu sergiliyor. Her kabusta ortaya çıkan hüzünde, duygusallık daha çok gülümsüyor. Kötü ruhlar olduğu yerde duruyor, ama Wyatt aydınlık aklıyla onları zincirliyor.
Politik ve ahlaki inançları şarkılara Wyatt’tan daha iyi tercüme edebilecek bir rock müzisyeni düşünmek zor. Kapitalist devlet, 1980 sonrasında çalışanların kazanımlarını tek tek alırken, Wyatt toplumsal ve ruhsal fakirleşmeyi, her türden gericiliği, müziğine eleştiri nesnesi olarak seçen sanatçının bir aralar tekerlekli sandalyesiyle Hyde parkta bildiri dağıttığı söylenir.