Caz ve dansın mutlu evliliği; Rubin Steiner
Pop, rock, elektronik ve hepsinden önce de caz müziği mutluluk ve huzur içinde bir arada bulunabilir mi? Yukarıda sayılan her bir tarzın diğerlerine dudak bükerek bakan tutkunları için sorunun yanıtı genelde hayır. Ancak Rubin Steiner’ı dinleyenler hemen bu kapsamın dışına çıkıyor.
Rubin Steiner büyüleyici birisi. Bir eski caz ve blues madencisi, rock simyacısı, zamanını caz, funk, salsa ve swing’den, sampler’larını doygunlaştırarak elektronik müziğin modernliği ile birlikte mayalayarak geçiren titiz bir ‘cut-up’ (kes-yapıştır) teknikçisi, saçı başı dağılmış çılgın bir mucit. Her zaman yaptığı işin estetik ve ritmik bütünlüğüne odaklanarak, eski püskü bir groove’a yaşam vererek bizi sürekli şaşırtan, müzik kariyerinin henüz baharında iken yepyeni, yaratıcı bir karışım elde ederek, müşterilerine müziğin tüm erojen bölgelerini, nöronlarla ilişkiyi kesmeden gezdiren sevimli biri.
Asıl adı Fred Landier olan Rubin Steiner, başlangıçta belli ölçülerde cazı elektronik ve pop müzikle harmanlayarak dans kulüplerine sokmayı başarmış olmasından kaynaklanan bir üne sahipti. Tıpkı Eminem’in Slim Shady’sine benzeyen bir alter-ego Rubin Steiner’ın doğuşuna neden oluyordu. Alaycı, komik, çılgın; bir o kadar da romantikti. Bu isim ona DJ olmadan önce yer aldığı Merz adlı topluluktan kalan bir mirastı. Oradaki takma adı Rubin Steiner olan Landier, topluluk dağılınca DJ olmaya karar verdi, ama bu isim üstüne kaldı.
Landier müzikteki keşiflerine Fransız radyosu Radio Beton için yaptığı programlar sırasında başladı. Dört yıl önceki “Lo-Fi Nu Jazz Vol.2” günlerinde, Ninja Tune (İngiltere) etiketi altında elektronik müzik yapan bu Fransız, ilk iş olarak olağanüstü değişik malzemelerin arasından seçilmiş sample’ları ile öncelikle taşlaşmış ‘French Touch’ normlarını yıktı. Ustaca melezlenmiş sıra dışı müziği, cazda dans ritimleri kullanarak kalça sallatan herhangi bir ürün değildi.
Çıkışındaki en önemli faktör olan “Wunderbar Drei” albümündeki parçalar, Coldcut’un öfkesiyle Mr.Scruff’ın caz sample’larının, bu gencin yetenekli ellerinde nasıl değişik seslerle birleştirilmiş olduğuna tanıklık eder. Açılıştaki ‘Please Listen To This Records’ adlı parçadaki sesi MacIntosh’un verilen metni sesli okumak gibi özelliği sayesinde keşfeder. Müziğini oluştururken kullandığı ekipman ve software aslında basit. Tamamen evinde bilgisayar başında çalışan Landier, gitar, bas gitar, klavyeli çalgılar ve çeşitli sesler elde edebileceği aletleri de amatörce kullanıyor. Bunlar onun için birer ses pınarı; hatta bazen bir el çırpması bile iyi bir ilham kaynağı. Yanı sıra dinlediği plaklardan gözüne kestirdiği herhangi bir üç saniyeyi keser alır ve başlar işlemeye. Pek çok parçası bu teknikle oluşur. Mingus’dan Coltrane’e, oradan Elvis’e kadar göndermeler taşıyan albüm, yoğun, farklı katmanlardan oluşmuş, metropollerden gelme imgelerle dolu eklektik bir çalışmaydı.
Artık kullanıla kullanıla gına getirmiş looplardan ve organik olmayan seslerden uzak durmaya çalıştı Landier; daha çok kendine ait olanı yaratmanın özlemini duydu. Sonradan daha içsel duyularının dışavurabilmek ve öz müziğini yaratabilmek inancıyla çalışmalarında yok denecek kadar az sample kullandı; küçük parçaları birleştirip sample yapmanın bir yere değin yaratıcı olabildiğinin, o noktadan daha ilerisi için, kendi tınılarını oluşturmak zorunda olduğunun bilincinde olarak çalıştı. İşte bu sıkıntılarla birlikte Landier’in günde ortalama üç paket sigara ve 18 saat çalışma eşliğinde kaydettiği yeni albümü “Drum Major!”, hip-hop, caz, elektronik dans müziğinin etrafında dönüyor; hatta melodik yapısı açısından yer yer punk rock’a göz kırpıyor.
Oyun dolu, hareketli ve kıpır kıpır yerinde duramayan “Drum Major!” öncesine oranla her açıdan daha kirli seslerden gerçekleştirilmiş bir çalışma. Şarkılar bir yandan Landier’in sevinç ve umut dolu duygularını açığa çıkartan yüzünü, öte yandan yaratıcı müzikal zekasını sergiliyor. Eskiler bunların yanında çok cici kalıyor. Caz etkileri birazcık azalmış ve ses örgüsü oldukça sertleşmiş. İlk single ‘Your Life is Like A Tony Conrad Concert’, gerçek bir dans incisi.
Cesareti nedeniyle hakkını teslim etmek gerekirse “Drum Major!”, basit bir elektro-caz albümü değil. Daha da iyisi Rubin Steiner’ın, zekice olduğu kadar, dans da edilebilir müzik yapıyor olması. Bu çok önemli, çünkü artık günümüzde ikisi bir arada pek bulunmuyor; dans ve zeka.
