Jason Pierce’ın senfonik tutkusu; Spiritualized

by · Nisan 6, 2002

Tarihin gelmiş geçmiş en uslanmaz Trans rock’çılarından oluşan Spacemen 3 grubunun küllerinden doğan solist Jason Pierce’ın grubu Spiritualized, hipnotik minimalizmin köklerinden hiçbir zaman kopamadı; hatta elinden geldiğince onu mükemmelleştirdi; Velvet Underground, LaMonte Young ve Steve Reich gibi avangard öncülerin açtığı yoldan sebatla yürüyen grup, minimalizm ve senfonik müzik arasında pozisyon aldı. Basit ve tekrara dayalı motiflerle bezedikleri şarkıları, zengin ve parlak müzikal motiflerle destekleyerek güçlendirdi.

Bu anlayış, grubun simyasını açığa çıkardı; Spacemen 3’nin ‘uyuşturucu için müzik, müzik için uyuşturucu’ hakları hep bir köşede gizli kalırken, Spiritualized, gospel ve soul gibi başka türden varoluş nedenleri taşıdı kendi içinde.

Spiritualized resmi olarak Spacemen 3’nin dağılmasından sonra kurulsa da, grubun temelleri 1990 tarihli “Recurring” zamanında atıldı. “Recurring” resmi olarak bir Spacemen 3 albümü olmasına rağmen, aslen Pierce ve ortağı Pete ‘Sonic Boom’ Member tarafından yaratılmıştı.

1992’de Spiritualized, sevenlerinin merakla bekledikleri ilk albümleri “Lazer Guided Melodies”i yayınladı. Pierce’in mükemmeliyetçilik takıntısının ürünü albüm, her kesimden takdir gördü. 1995’de aradan geçen üç yıl zarfında Spiritualized, Pierce ile birlikte, gitarcı/klavyeci Kate Radley ve basçı Sean Cook’dan oluşan bir üçlü haline gelerek, “Pure Phase” isimli en yoğun ve bilinen albümlerini yaptı. Ardından efsanevi New Orleans piyanisti Dr. John’ın eşlik ettiği “Ladies and Gentlemen, We’re Floating in Space” ile alışıldık ses örgüsünün biraz dışına kayarak, bir arınma yaşadılar. Hiçbir zaman artistik beğenilerinde değişiklik yapmaktan kaçınmayan Pierce, cesur bir kararla Spiritualized başarısının doruğundayken grubu komple kan değişimine uğrattı; arada çıkardıkları bir konser çalışmasından sonra, tüm grup üyelerini kovdu. Bu üyelerin gidişinden sonra ise klavyeci Kate, Verve’ün Richard Ashcroft’uyla evlenerek gruptan ayrıldı. Pierce’de farklı müzisyenlerle son albüm “Let it Come Down” için hazırlanmaya başladı.

“Let it Come Down”, Pierce’in zor ve tek taraflı yaratıcılığında yeni bir adım. Albümün epik tınısını derinleşmek için Pierce, şarkıları bir makineye söylemiş, oradan piyanoya aktarmış ve sonra orkestrasyon düzenlemelerine transpose etmiş. Bu acı veren süreç, özel itiraflar ve tutkulu ses manzaralarıyla sonuçlanmış.

Upuzun epik girişine rağmen albüm, Spiritualized’ın sadece Pierce olduğunu kanıtlarcasına, grubun önceki albümlerinden tını olarak farklı değil. Tersine, yoğun orkestrasyonlu ilk üç Spiritualized albümünden bu yana gelişen doğal bir süreç; bazen albümün basit yapısı üzerinde bariz zorlamalar oluştursa da, iyi aranje edilmiş yaylı ve nefesliler albümü sürükleyen ağırlıklı enstrümanlar.
Gerek müzikal, gerek duygusal olarak Pierce’ın her şeyi çok sade ve etkileyici kılmak için harcadığı çaba öylesine hırs dolu ki, albüm bazen bu tutkunun altında eziliyor. Duygusal etkinin çok sarsıcı olduğu yerlerde Pierce’ın esin kaynağı çok geniş bir zaman havuzu; Ray Charles’dan country’ye, 50 ve 60’larda yapılmış western plaklarından Dennis Wilson’un kalp kıran albümlerine kadar her şey; ‘Twelve Steps’ (Biliyorum ki asla İsa’yı bulamayacağım/ O zaman neden paramı ahlaksızlığa harcamayım ki?) ya da ‘Out of Sight’ (Eğer iyi biriysem hayatıma yıllar ekleyebilirim/ Ama yıllarıma hayat eklemeyi yeğlerim) gibi parçalara bakınca anlaşılacağı üzere bu görkem parça isimleri ve liriklerde de gözlemlenir.

1997 tarihli “Ladies and Gentlemen, We Are Floating in Space”in olağanüstü başarısından hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Sadece farklı tarzları ustaca birleştirmekle kalmadı, aynı zamanda grubu toplum bilincine taşımıştı. Peirce’ın yürek burkan solo albümünün de bu başarının payı büyük.

Kendisinden bir önceki albüme göre, Pierce’ın giysilere delik açmakla ilgili junkie esprileri yaptığı “Let it Come Down” daha duygusal. çarpık kendini beğenmişliği ile birleştiriyor.

“OK Computer”in kariyerlerinin en iyi albümü olduğunu söyleyen ve avangard elektronika’ya kayan çarpık bir kendini beğenmişliğe sahip ruh hastası Radiohead’in aksine Spiritualized, önüne hedef olarak kendini aşmayı koymuş. Öyle de görünüyor ki, şu yanıyla “Let it Come Down” bunu becermiş; bu albüm dinleyici için “bir dahinin eli değmiş” etkisi uyandırmıyor. Nasıl olması gerekiyorsa öyle; saf, muazzam ve saygı uyandırıcı.

Kategori: Cumhuriyet

Discussion1 Comment

  1. Ali Ece diyor ki:

    90′lı yılların değil sadece, gelmiş geçmiş en büyük sanat eserlerinden birisi Spiritualized… Royal Albert Hall konseri ancak Picasso ya da Maleviç ile karşılaştırılabilir…

Yoruk Bırak