Tekno’nun Eksikli Tarihi – 16

Karanlıktan aydınlığa, yalnızlıktan kalabalığa; Faust

Yetmişli yılların başında yükselen politik ve toplumsal fikirlerin etkisi altındaki teorisyen müzik yazarları, Almanya’dan gelen kraut-rock seslerini hiçte diğerleri gibi tuhaf bir çıkış olarak karşılamadı. Çünkü ancak onlar bu kültürün yakın bir gelecekte yeni bir müziğin ruhu olacağını deşifre edebilme gücüne sahipti. 

Yöntem olarak öncelikle Almanların bu alanda nasıl bu kadar cool olabildiğinin köklerini anlamaya çalışmakla giriştiler işe. İlk ulaşılan ipuçlarından biri İkinci Dünya Savaşı’nın yan etkileri oldu. Aynı ipucundan yola çıkan Faust’un “Faust IV” adlı albümlerinde yer alan bir parçaya, sonradan olabilecekleri hesaplamalarına olanak bulunmamacasına verdikleri isim (‘krautrock’), dünya ile yeni tanışan bu bebeğe cuk oturuyordu. 

Kraut’un İngilizce’de Alman sucuğunu ve Londra’nın her tarafında patlayan roketleri hatırlatarak talihsiz bir tarih dilimi üzerinden Almanları aşağılayan bir sıfat oluşuna, müzikal olarak verilebilecek bundan daha iyi bir yanıt olamazdı.

Yanıtın sahibi Hamburglu topluluk Faust, kes yapıştır tekniklerini o güne kadar akranları arasında en iyi kullanan ekipti. Garip ses kolajlarının sebebiyet verdiği şizofrenik atmosfer, diğerleriyle aralarına ince ve karanlık bir çizgi çekiyor; müzikal metinlerini gerçeküstücü yazarlara yaklaştırıyordu. Elektronik ses manzaraları içine kopuk bir biçimde yerleştirilmiş ilkel gitarlar ve caz esintileri, deneysel sulara yelken açıyordu.

Almanların ambient ve endüstriyel müzik tarihinde oynadıkları rolü detaylı olarak ele alan Krautrocksampler adlı kitabında Julian Cope, “Faust’dan daha efsanevi bir topluluk yoktur” diye yazmıştı. Dünyanın dışında yaşıyormuşçasına irkiltici derecede tarih öncesi rock ilkelliğinde farklı tınılar ortaya koyan; içinde rastlantısallığa bolca yer bırakılmış snythesizer kullanımı, kurdukları nerede bağlanacağı belli olmayan devrik cümleleri yutan iri bir girdaptı Faust. Müziklerinde zamanının ötesine geçen ve doksanlarda tekrar şekillenen, hatta günümüzün elektro-popuna yön veren pek çok diyalektik hareket gözleniyordu.

1971 yılındaki orijinal kadrosuyla kakafonik ses örgüsünün ilk mimarları oldu klavyeci Hans Joachim Irmler, basçı Jean Herve Peron, davulcu Werner ‘Zappi’ Diermaier, gitarcı Rudolf Sosna, saksofoncu Gunther Wusthoff ve diğer davulcu Armulf Meifert. Topluluk varlıklarının ilk bir kaç ayını, minimalist kompozitör Tony Conrad ve Slapp Happy elemanlarını stüdyoya konuk ederek geçirdi.

Kendi isimlerini taşıyan ilk albümdeki elektro-akustik doğaçlamaların anlaşılabilmesi açısından dış dünyada pek şansı yokken, ısrarcı ve gurur dolu tutumları, aydın kişilikleri ve çevrelerinin destekleri ile ilgiye mahzar kalmayı bildiler. Ian McDonald, “Faust IV” albümlerinin çıktığı yıl, NME dergisinde haklarında yazdığı bir yazıya ‘Seksenlerin Soundu’ başlığını atacaktı.

İkinci albüm “So Far” ise, zihinsel ve felsefi olarak çok yol aldıklarının göstergelerini ve daha da alacaklarının tüm umutlarını taşıyor; doğu düşüncelerine göz kırpıyordu.

Kraut-rock tabirinin dillere pelesenk olmasının ardından, ülke dışından tüm hassas kulaklar dikildi. İngiltere’den doğal olarak onları ilk keşfedenlerin başında John Peel geliyordu ve çok zaman geçmeden bir John Peel Show çalışması patlatıldı.

Yükselen alçalan dalganın ardından yıllar geçti; Faust şarap misali değerini arttırdı. Doksanlı yıllarda kraut-rock ile birlikte yeniden moda oldu. 1992 yılında Londra’da Marquee klüpte biletleri satışa çıkar çıkmaz tükenen müthiş bir konser verdiler.

Müteakip yılları Tony Conrad, Jim O’Rourke ve Keiji Heino gibi mühim entelektüel müzisyenlerle çalışmalar yaparak geçirdikten sonra, yeni milenyuma bir yıl kala çıkardıkları “Ravvivando” albümü ile zamanın ilerisinde bulunmak konusunda halen önemli bir pozisyonda olduklarını kanıtladılar. 

Katalogunda pek çok takdire şayan albüm barındıran şirket EFA, Faust’u yeni kuşaklara tanıtmayı hedefleyen genç müzisyenlerin yorum ve remikslerinden oluşan bir albüm yayınladı 2002 yılında; ‘Freispiel’.

Kendilerinden öncekilerin burjuva yaşam ve tüketim kalıpları ile Anglo-Sakson modeller arasında kalan kraut-rockçıların bir şeyi taklit etmeye gereksinimleri yoktu; dışarıdan kendilerine yöneltilen azarlanmalara kulak vermeye de gereksinimleri yoktu aslında. Onlar da öyle davrandılar; yani olması gerektiği gibi…

Müzik tarihine bu kadar sınırları ve zihinleri zorlayıcı topluluk nadiren geliyor.

Bu yazı Kategorilenmemiş kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>