Tekno’nun Eksikli Tarihi – 20
Cennetteki tek günahkâr; William Orbit
Çoğumuz Madonna’nın arkasındaki beyin olarak tanımıştı onu, ama hikâyesi oldukça farklıydı. Kutsal meyveyi dişleyen Âdem ya da cennetten kovulmuş Hz. Lut gibiydi adeta William Orbit. Kendisine teslim edilen kavmi sapkın hislerinden arındıramayan ve kavmi tarafından kovulan Hz. Lut gibi. O da klasik müzik cennetinden kovulmuş bir mazlumdu. Belki de cennetteki tek günahkârdı. Kutsal müziğin en günahkâr çocuğu, ebeveynleri tarafından evlatlıktan reddedilmiş kadar yalnızdı.
Ambient müziğin seksenli yıllardaki öncülerinden, dans müziğinin trend yaratıcılarından William Orbit, kariyerine Torch Song adlı bir new-wave topluluğunda başlamıştı. Bu iş onu tatmin etmiyordu; bir yanıyla da bu projeyle şeytanın bacağını kırabileceğini gözü kesmiyordu. Beri yandan biraz da maddi nedenlerle prodüksiyon ve remiks işlerinin püf noktalarını öğrenmeye başladı. Ufak ufak piyasa işler yaparken, yayılan ünüyle Sting, Prince, Human League ve Madonna’ya kadar uzandı eli. Büyük isimlere büyük prodüksiyonlar yapan Orbit, tarih 1987 yılını gösterdiğinde ilk solo çalışmasını da yayımlamıştı; “Strange Cargo”. Müteakip tarihlerde aynı adla iki albüm daha çıkmış ve bu seri sanatsal üçlemeye dönüşmüştü. Bu seri modern elektronik müzik sanatçıları için halen vazgeçilmez bir başucu çalışmasıdır.
Artık tam boy piyasanın içine dalmıştı, ama bir fark vardı. Piyasa onu yönlendirmiyordu; o piyasayı yönlendiren bir avuç insandan biri konumuna gelmişti. İngiltere’de salgın halinde bulunan asit-house prodüksiyonları çıkarmak amacıyla ilk plak şirketini, Guerilla Records’u kurdu. Doksanlara girildiğinde kendi kayıtlarını yayımlama işini seyreltse de, başkalarının arkasındaki dev adam misyonunu sürdürdü.
Tanrıların şimşeklerini üzerine çekmesi, N-Gram Recordings adıyla yeni bir şirket kurmasıyla başladı. Orbit bu şirketin çatısı altında, klasik müzikleri elektronik araştırmalarla ve dans müzikleriyle buluşturarak modernize etmeye kalkıştı. Kalkışmasıyla ve bu konseptte albümler çıkarmasıyla birlikte, karşısında el pençe divan durduğu klasikçi bestecilerden büyük tepkiler gördü. Yeni düzenlemeleri içeren çalışmaları, başta Arvo Part ve Henryk Gorecki olmak üzere, pek çok modern klasikçiyi karşısına aldı.
Post-prodüksiyon işinde 15 yılı geride bıraktığında yıl 1998’i gösteriyordu. Bu yıl Madonna’ya yaptığı “Ray Of Light” albümü sayesinde büyük bir çıkış yakaladı. Albümde hem yapımcılığı, hem de Madonna ile birlikte besteleri üstlenmişti Orbit.
2000 yılında içinde John Cage’den Erik Satie’ye kadar önemli 20. yüzyıl bestecilerinin eserlerinin aykırı bir üslupla yorumlandığı “Pieces in A Modern Style” albümünü yayımladı.
Günümüz remiksçilerindeki en büyük eksikliğin, kendisinin artı değeri olduğunu kabul etmek gerekir. O da elbette mütevazılık. Genç kuşak remiksçiler, ele aldıkları parçaları eskisinden daha iyi hale getirebilme hırsıyla katlederken, parçaya bir şeyler katmaktan ziyade ondan ne koparabiliriz diye harisçe düşünürken, Orbit, eski parçalar el değerek onlara değer katıyordu. Onlara duyduğu hürmet ile öder vefasını. Daha ilk dönem versiyonları o kadar başarılıydı ki, giderek aranan, hatta büyük isimlerce paylaşılamayan bir remikçi oldu O; ama hep bu özelliği sayesinde. Kuşağından ya da sonraki kuşaklardan olsun, kendini yere göğe koyamayan, insanlara tepeden ve yüz çizgilerini aşağı indirerek bakan ukala dümbeleklerinin hep bu özelliği, zekâsı ve çalışkanlığı ile alt etti.
Karakteristik sound estetiği sayesinde seksenlerin sonundan başlayarak günümüze kadar uzanan zaman dilimine damgasını vurdu. Uzun sesler ve harmonik dalgalarla modüle edilen synthesizer doğruları, geniş alanlar yaratan filtreleme sistemi, yumuşak ve üçgen formundaki delay’leri ile yarattığı su altı duygusu onun alâmetifarikası oldu. Ele aldığı ve inci gibi işlediği tüm isimleri, kendi sanat formuna davet ederek onurlandırdı.
Orbit bu sıralar çıkarmaya hazırlandığı “Hello Waveforms” albümünde, kendini tamamen modüle eden sound tabakalarına edepsiz pop şarkıları (siz Madonna şarkıları olarak algılayın) içinde bulamayacakları bir iklim hediye etmeyi planlıyor. Bu albüm için iki yıl boyunca Londra’nın göbeğindeki bir otel odasını mesken edinerek, stüdyoya çevirmiş Orbit. Yolgeçen hanı gibiymiş ortam; herkes konuk olmuş, kayıtlar yapmış. İçlerinde U2, Finley Quaye ve Sugababes bile var. Ne de olsa gerçek bir usta O; uyumsuzları uyumlu hale getirmiş ve aynı albümde hepsinden ses sample’ı kullanmayı becermiş.
Her ne kadar kovulmuş bir Lut misaline uysa da, günahkâr bir oğul gibi görünse de, birikimini kalçasını sermaye yapan popçulara adasa da, seksi şarkıların, şekerli pop yapımların arkasındaki kişi oto didaktik bir klasik müzik bağımlısı. IPod’unu sonuna kadar Sibelius, Pierre Henry ve Beethoven ile doldurup, aralarındaki akor bağlantılarını çözmek için uykusunda bile bunları dinliyor. Rüyasında da cennete tekrar davet edileceği günü görüyor.
