Tekno’nun Eksikli Tarihi – 21
1001 surat Thomas Dolby
Gerçek Thomas Dolby’yi aradığınız zaman karşılaşacağınız tek şey, sürekli arkada bıraktıklarından kaçan değişik kişiliklerdir. Kliplerden ve şarkılardan hatırlayacağınız sebatsız sabırsız ufak karakterlerdir bunlar. Peki, Thomas Dolby’nin kendisi mi? Bu onun gerçek adı bile değil, her ne kadar Dolby Labs’e karşı isim davasını kazanmış olsa da. Biyografisi abartısız filmlerdeki karmaşık olay örgülerini andırır.
Tekno’nun Tennessee Williams’ı, sıra dışı bir Urban Rap gerillası, altmışların retro adamı, kızgın post punk’çı, meraklı bilim-sever çocuk, yaşlı kasaba adamı; bunların hepsi bir rol olarak Dolby’nin arka cebindedir.
Seksenlerdeki erken synth-pop hareketini perde arkasından en çok kurcalayan figür oydu aslında. Dolby kendini “çılgın bir bilim adamı” olarak gösterdi; sanılmaya ki bu bir tiyatroydu, sadece bir imajdan ibaretti. Hayır, gerçekten de babasından aldığı mirasın bir sonucuydu bu. Tüm birikimini bir yatırım olarak kolay akılda kalan parlak popa ve ışıldaklı elektro-funka yatırdı.
1958 doğumlu bu İngiliz, meteoroloji okudu. Ama aklı daha ilk günlerde elektronik müziğe kaydı. Dolby lakabı, zamanın kaset kayıtları için kullanılan bir filtreden dolayı kendisine okul arkadaşları tarafından takıldı. Çaylaklığını zamanın iyi topluluklarının ses mühendisliğini yaparak değerlendirdi. Mal varlığının gövdesini iyi bir teknisyen ve stüdyo müzisyenliği oluşturuyordu.
Thomas Dolby, yıllar boyunca Lene Lovich, Bruce Woolley & The Camera Club, Thompson Twins, Stevie Wonder, Herbie Hancock, Grace Jones, Foreigner ve Joan Armatrading gibi isimlerle yaptığı yarı zamanlı işbirliklerinde (hatta bazı topluluklara dahil olarak insana artık bu kadarı da gereksiz dedirten fuzuli synth-pop dokunuşlarıyla), can çekişen pop camiasına tuhaf bir canlılık getirdi. Yalnızca müzisyenlerle değil, sinemada da aranan biri olduğu için fantastik, grotesk ve yüksek bütçeli masalsı filmleri müziklendirmek için de biçilmiş kaftandı. George Lucas, John Barry, Ken Russell birlikte çalıştığı isimlerden bazıları oldu.
Ama bütün bütün düşündüğünüzde, katkıda bulunduğu isimler kadar liste başarısı gösteremeyen kendi albümlerinin, zihinsel açıdan çok daha başarılı olduğu görülür.
1982 tarihli “The Golden Age Of Wireless”, döneminin sıkça rastlanan klişelerine itibar etmez; taktik hatalarını yinelemez. Enstrümanlarının software destekli kullanımı ile göze batan bu albüm, parlak, enerjik kompozisyonları ve Dolby’nin dipsiz kuyu gibi görünen yeteneğini sergiler.
Soğuk tınıları ılık hale getiren yegane şey, sıcak yaklaşımı ve ruha çıplak elle dokunan içten duygularıdır. Sihirli synthesizer’ına her dokunuşunda nostalji ve fütürizm karışımı meltemler estirir. Albümdeki imajlar David Bowie ve Bryan Ferry’nin yetmişlerin sonunda terk ettiği bir zarafeti devralınmış; atmosferi ise adeta Gary Numan’ın ruh ikizidir.
Gerçi bazılarının albümün çıktığı anı ‘Zafer Günü’ olarak ilan ettiği, en aklı başında ve entelektüel kalemler tarafından da new-wave’in çivisini yerinden oynatan albüm olarak değerlendirilen bu ilk albümünde, ‘Radio Silence’, ‘Europa And The Pirate Twins’ gibi moron-funk (*) şarkılar yok değildi, ancak bunlar albümün top yekun değerinden hiçbir şey kaybettirmiyordu. Açılıştaki arkeolog babası için yazdığı, tuhaf miks numaraları ve oyun dolu keyboard melodileriyle işlediği ‘She Blinded Me With Science’ adlı parça, Top 5’a girdi.
Dolby hiçbir zaman kendi albümlerine uzun süreli konsantre olmadı aslında. Uzun kariyeri boyunca çok az sayıda albüm yapmış olması, yanı sıra başkalarına ait yüzlerce albüme yardım elini uzatmış olması bunu gösterir.
İlk albümünden sonra çıkardığı, eski üç parçaya sadece iki yeni şarkı eklendiği kısa çaların (EP) ardından, sadece bir yıl sonra ikinci albümü olan “The Flat Earth”ü çıkarmasına çıkardı, ama araya sayısız işbirliğini de sıkıştırdı.
Bu çalışma ilkine göre oldukça kontrollü parçalardan oluşuyordu. Atmosferik büyüleyiciliği ile ‘The Flat Earth’ ve ‘Screen Kiss’ dikkat çekerken, keskin ve köşeli parça ‘Hyperactive’, onun pekte arzulamadığı bir liste başarısı sağladı. Bu güzel şarkı yeni bilgisayar teknolojisini reklam ediyordu.
Dolby’nin melodiye eğildiği 1992 tarihli artistik çalışması “Astronauts & Heretics” albümü, her ne kadar direksiyonu pop otobanına kırsa da, onun halen rock müziğine omuz veren teknoloji aşkı ile yanıp tutuştuğuna işaret eder. Olgunluğunun mirası olarak görülmesi gerek albümünü iki gitarcı taçlandırır; ‘Eastern Bloc’da Eddie Van Halen, kapanıştaki ‘Beauty Of A Dream’de de Grateful Dead efsanesi Jerry Garcia anlamlı eşliklerde bulunurlar. Bal sesli bayan şarkıcı Eddi Reader’da ‘Cruel’ adlı şarkıyı seslendirir.
Her ne kadar görüntüsüne önem verse de, dostlarını ağırladığı eklektik bir şekilde dekore edilmiş geniş Fransız kapılı odada süslenerek işlenmiş bir şömine rafı, sizi buyur eden soğuk giriş görüntüsüyle tezatlık taşıyan sıcak bir ateş eksik olmasa da, antik yer lambası, birkaç maket gemi, Memphis’den gelme koltuklar, otuzlar tarzı ızgara işçiliği ile yapılmış kemerler, iki kuyruklu piyano eksik olmasa da, doksanların ve günümüzün aşılması zor kült figürlerinden biri olarak saygıyla kabul gören Dolby, şimdi evinin ışık almayan arka odasında oturuyor ve müzik sektörü üzerine kara kara düşünüyor.
(*) Bu kelimelendirme yanlış anlaşılmamalı; funk müziği moron bir tarz değildir, tam tersi, oldukça haysiyetli bir tarzdır. Her tarz gibi onunda tahammül ötesi cılk örnekleri vardır. Benzetme bu örneklere istinaden yapılmıştır.
