Tekno’nun Eksikli Tarihi – 22

by · Mayıs 9, 2006

Sevimli bir komisyoncu; Nile Rodgers

Soul, funk ve disko gitarcısı Nile Rodgers, eğlence müziğinin adına en sık başvurulan, her daim göz önünde bulunan sahne adamlığının arkasında, muazzam bir bilgi birikimi ve hayal gücünü saklayan, işinde gerçek entelektüel; dünyanın sayılı fikir üreticilerinden biri.

 

Hepimiz onu yetmişli yıllardaki, Studio 54 zamanlarının popüler ismi Chic topluluğunun piyasasını yükselten ‘Le Freak’ parçasının arkasındaki adam olarak tanıdık önce. Vasat biri gibi görünüyor, öne çıkmıyor; arkadaşlarının arasında eriyerek sıradan bir vazife insanı gibi çalışıyordu orada. Kim nereden bilecekti ki, aslında bu adam o sıralar müzik dünyasını sallayan yıldızların içindeki pil, arkalarındaki motor, zeplinin içindeki helyum gazıydı. 

Disko müziğinin yükselişi onu ve aynı topluluktaki basçı arkadaşı Bernard Edwards’ı prodüksiyon işine itti. Sister Sledge ve Diana Ross ile başlayan sonu önceden kestirilmesi olanaksız yolculuk, The B-52’s, “Let’s Dance” albümündeki şık şarkılar aracılığıyla David Bowie’ye ve “Reflex” albümü üzerinden Duran Duran’a, oradan Eric Clapton, Paul Simon, INXS, Madonna ve Thompson Twins’e dek uzandığında, 1996 yılı Billboard’ın “dünyanın en iyi yapımcısı” ödülünü kazandı ona.

İşi oldukça basit ve yüzeysel gibi görünüyordu; ses örgüsüne siyah müziğin tınılarını katmak isteyenler Rodgers’ın kapısını çalıyor, o da elindeki şırıngadan arzu edilen miktarda zerk ediyordu. Ancak yaptığı katkı bunun çok ötesindeydi.

Rodgers, ele aldığı işleri basitçe ve basitçe harmanlamakla yetinecek kadar kolaycı biri değildi. Evet çok pratik zekalıydı, ama hiç kolaya kaçmadı. Birlikte çalıştığı sanatçıların hamurlarını usta bir fırıncı gibi yoğuruyordu. Yapımcılığını üstlendiği albümlerin sahiplerinin neredeyse tamamı, onun elinden teknoloji ile tanışıyor; elektronik müziğin nimetlerini sanatlarına dahil ediyorlardı. Pop ile elektronik müzik arasındaki ev partisine, ehven koşullarda mal sağlayan sevimli bir komisyoncuydu O.

Dijital alanda çalışmanın yaratıcı olanaklarını en çabuk söken müzisyenlerin başında yer aldı Rodgers. Bu rahatlığa ve avantaja sahip olduktan sonra bir daha asla dönüp arkasına bakmadı. 2 inch analog tip devrinden gelen biri olarak Sony makineleriyle (PCM-3324 multitrack digital tip kayıt cihazı) istediği her şeyi yapabiliyordu. Bir eğlence şekli olarak görüyordu bu çalışma yöntemini. Sonra dijital dünyadaki bütün o değişimden sonra, eskiden doğru olarak bildiği hiç bir şeye zarar vermek zorunda da kalmamıştı. Zihnini, fikirlerini yeniye konvert ediyordu sadece. 

Limitli sistemlerde oldukça başarılı müzikler çıkarmasıyla tanınıyordu Rodgers. 24 şarkılık analog makinelerle kaydedilen, müzik yoğunluğu yüksek olan albümler, listeleri pahalı prodüksiyonlardan göre çok daha şiddetli sarsıyor; disko pistlerini zangır zangır titretiyordu. Örneğin Madonna’nın ”Like A Virgin”ı basit bir bant kaydından ibaretti onun için. 

Elbette bazı şarkılar daha yüksek bütçeli prodüksiyonlara ihtiyaç duyuyordu, ama yürüttüğü şey bir çeşit minimal mantıktı. Basit bant kayıtları ile sahip olduğu bilgiyi daha doğrudan ve konsantre biçimde aktarabiliyordu parçalara Rodgers.

Öyleyse neden zamanımı boş yere harcıyorum diyordu kendi kendine. Çünkü büyük işleri teknoloji sayesinde kısa sürede yapabiliyordu. Pro Tolls’u ve her türden software girdisini seviyordu; bu eğlenceli, heyecan verici ve muhteşem bir şeydi. Geçmiş zamanda zahmetli koşullarda gerçekleştirebildiği tüm çalışmaları, artık büyük bir huzur ve rahatlık içinde yapabiliyordu.

Sonuca ulaşmak için başvurulan vasıtaları haklı çıkarmanın haklı kıvancıyla ellerini ovuşturan Rodgers, sanatsal işlemlerinin gün sonu alınan Z raporuyla, belki de insanlığı kurtaracak sorunun yanıtını bulmuş olacak.

Kategori: Kategorilenmemiş

Yoruk Bırak