Tekno’nun Eksikli Tarihi – 23

Kavramların patronu; Alan Parsons

Olduğu ve olmadığı şeyler hakkında sayısız yorumun sahibi Alan Parsons, müzik mühendisliği ve müzisyenlik denince akla ilk gelenlerden biri. Bakıldığı yere göre şekil alan bir konsept tedarikçisi O. Hayal ürünleri esnafı, senfonik kalıpların liberal ezber bozucusu, özgün bir elektronik ekipman tasvircisi. Sonuç: Kulak okşayan melodilerin cirit attığı albümlerin sahibi.

 

 

1949 doğumlu bir İngiliz ve tipik bir yay insanı Alan Parsons. Uzun yıllar EMI plak şirketinde başarılı albümlerin yapımcısı olarak kariyer yapmış bir uzman. The Beatles’ın “Abbey Road”u, Wings’in ilk üç albümü, Al Stewart’ın pek çok güzel albümü, muhtelif Cockney Rebel şarkısı ve tabii ki dünyanın tanıdığı, dinlediği Pink Floyd albümü “Dark Side Of The Moon” onun elinden çıkan güzelliklerin bazıları.

Elinden tuttuğu isimlerin alıp yürümesine ayranı kabaran Parsons, özellikle Al Stewart’ın “Time Passangers” albümüyle birlikte içinde filizlenen duygulara engel olamadı ve ruhunun müzisyen tarafını yaşamaya geçirmeye karar verdi.  

Bir söz yazarı olan yakın arkadaşı Eric Woolfson’ı aradı önce; birlikte çalışmayı önerdi. Ama öyle klasik ve alışıldık bir topluluk kurmayı düşünmüyordu; planları daha ziyade proje odaklı şeylerdi. O nedenle de kurdukları oluşuma Alan Parsons Project adını verdiler.

Sabit, geleneksel enstrümanları belli kişilerin çaldığı statik bir topluluk yerine, sürekli olarak elemanlarının değiştiği bir proje topluluğunu tercih etmelerinin nedeni, kavramlar üzerine çalışmak ve her bir konsept için ona uygun müzisyen ve müzisyenlerle yan yana gelmek istemeleriydi.

Nitekim muratlarına ermek için oldukça da geniş bir çevreleri vardı. Cockney Rebel, Arthur Brown, Hollies’in Allan Clarke’ı ve Spandau Ballet’ten tanıdığımız Tony Hadley çalışmalarının ilk konukları oldular. 

1975 yılında piyasaya çıkan ilk albümleri “Tales of Mystery and Imagination”, o zamanlar tütsülü kafayı cayır cayır öten elektrik gitarlara takmış olanların dünyasında pek önemsenmedi. Hatta denebilir ki ilk dört albümde makus talih böyle süregeldi; şeytanın bacağı beşinci albümde “The Turn of a Friendly Card”da kırıldı; sempatik görünüşlü, ama tehlikeli şarkıların olduğu albüm milyonun üzerinde sattı. 

Belli başlı farklılıkları vardı Alan  Parsons Project albümlerinin. Miks, synthesizer, orkestra ve gitarın buluşmasını bir orijinaliteye çevirme özelliğiyle zamanın azıcık ötesine geçmeyi başarıyorlar; ilginç bir dinleyici profilini yakalıyorlardı. Senfonik rock’a akademik cepheden yapılmış bir elektronik girdisi  vardı eserlerde. Parçaların beş dakikadan daha uzun olması da pop adına bir yenilikti. O ana kadar sadece progresif çalışmalarda görülen bu tutum, yenilikçi sayılabilirdi. Standart bir pop parçasının süresini uzatan elektronik, dijital tınılar ise çağının kulaklarını yeni bir döneme hazırlamanın ön hazırlıkları olarak kabul edilebilir.

Bunun dışında tüm Alan Parsons Project albümleri, bir kavrama ya da tarihsel, bilimsel, sanatsal bir figürün düşüncelerine derinden bağlıdır. Örneğin ilk albüm “Tales of Mystery and Imagination” fantastik korku yazarı Edgar Allan Poe’nun, ikinci albüm “I Robot” bilim kurgu eserleri ve popüler bilim kitapları ile tanınan Rus asıllı Amerikalı yazar Isaac Asimov’un, “Gaudi” ünlü İspanyol mimar Antonio Gaudi’nin dünyasında cereyan eder.  “Pyramid” dünyanın gizemli harikaları ve batıl inançlar, “Eve” kadınlar, “The Turn of A Friendly Card” ise kumarbazlık ve oyun düşkünlüğü hakkında şarkılardan oluşur.

Alan Parsons Project’in en bilinen albümü şüphesiz 1982 yılında çıkan “Eye in the Sky”dır. Tematik meramının üst düzeye çıktığı çalışma, içine kolay girilebilir sözlerden oluşmasına karşın, efsaneleri dillendiren gelecekçi yaklaşımları olan rock şarkılarıdır. Bu merak uyandıran iyiliği ve kötülüğü bir arada anlatmasıyla ilginç kılmıştır kendilerini.

Seksenli yılların ilerleyen dönemlerinde, dijital seslerin yapısının ve tüketim anlayışının değiştiği zamanlarda, kendilerinin eskimeye ve hafif demode olmaya, onu dinleyenlerin fanatiklerin ise birazcık da muhafazakar kaçmaya başladığında bile halen satıyordu Alan Parsons Project albümleri.  

2004 yılındaki albümü “A Valid Path”, partneri Woolfson olmaksızın çıktı. Onun boşluğunu efsane Pink Floyd gitarcısı David Gilmour dolduruyordu. Ayrıca arkadan Orson Welles’in sesinin duyuluyor olması da sadece bir hoşluktan ibaretti. Artık ufak tefek oyunlarla, minik sürprizlerle sürüyor çalışmaları, bir devrin önemli şahsiyetinin.

Bu yazı Kategorilenmemiş kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>