Tekno’nun Eksikli Tarihi – 24

Asansörle gelen elçi; Jean Michel Jarre

Kraftwerk’i, minimal elektro konseptini ve yarının yalnızlıkçı dünyasını bir yana koyun. Eğer karşısına her anlamda tezat bir şey koymanız gerekirse, bu da olsa olsa Jean Michel Jarre’ın şatafatlı synthe-popu olur. Bazıları için yere göğe konmaz, göz kamaştırıcı konserlerin, dev organizasyonların birinci sınıf müzisyeni, bazıları içinse asansör müziği diye tabir edilen bir alay konusunun baş aktörü Fransız elektronikçisi Jean Michel Jarre.

 

Avrupa elektronik müzik camiasının kapılarını popa açan, onu new-age ile ilk buluşturan ilk elçi olarak kabul edilen Jarre, ünlü Dr Jivago filminin müzikleriyle özdeşleşmiş besteci Maurice Jarre’nin oğlu. Ancak babanın oğul üzerinde pek bir etkisi olduğu söylenemez; çünkü çift Jean henüz üç yaşında iken boşanıyor ve çocuk annede kalırken, baba Hollywood’a yerleşiyor. 

Onu asıl etkileyen şey, klasik müzik eğitimi aldığı zamanlarda, onuncu doğum gününü kutlarken annesinden hediye olarak aldığı Chet Baker konser bileti. Kendini bir caz gitarcısı olarak hazırlamaya başladığı yıllarda, kısmeti daha ziyade annesinin içinde bulunduğu sinema çevresinin kendisinden talep ettiği müziklerle açılıyor. Biraz da caz gitarcılığında arzu ettiği seviyeyi elde edemeyecek olduğunu hissetmesi rol oynuyor bunda. Başlıyor ufak bütçeli filmlere sample teknikleri ile sesler yazmaya. 

Aslında bu meşgale genç Jean için yaratıcılığa açılan bir pencere. Böylece dönemin ünlü opera ve baleleri için elektro akustik denemeler yapmaya başlıyor. Reklam prodüksiyonları, TV cingılları derken, eserlerini sentetik seslerle desteklemekten sıkılan tüm sanatçıların ilgi odağı oluveriyor bir anda.

Jean’ın orkestral konsepti artık kendi albümlerine taşınacak kıvama geliyor. O ana kadar eteğinde topladığı tüm taşları fırlattığı, orkestral melodizmini sergilediği “Oxygene”, onu şarkı söylemeyen bir pop yıldızı haline getiriyor. Bu şaşırtıcı çıkış onu afallatmıyor; albüm tanıtımı için turneler düzenlemenin, klasik pazarlama yollarının kendisi için uygun olmadığının bilincinde. Nihayetinde ikinci büyük başarısı, daha çıkmadan evvel 2 milyona yakın ön sipariş toplayan “Equinoxe” albümü oluyor.

Bir yıl sonra 1979’da Paris’te verdiği şaşaalı açık hava konseri, bir milyondan fazla insan tarafından izlenerek Guinness rekorlar kitabına giriyor.

Artık sadece sentetik sesler değil, gündelik yaşamdan alınan örneklerle çalışmalarını süsleyen, onlara fikri anlamlar katma çabalarını arttırmaya çalışan bir müzisyen ile karşılaşırız sonraki döneminde. Özgün teknikleriyle yoğurduğu sesleri, gerçekçi olmayan, ancak gerçeklere sanki uzaydan gelmişçesine uzaylı edasıyla gönderme yapan bir üslup edinir. Yeni model synthesizerlar ve ekipman parçaları (tıpkı bir dönem Tangerine Dream’in yaptığı gibi) önce onun tezgahından geçerek sunulmaya başlanır meraklı kulaklara.

Gerçek dünyayı bir düşe çevirmeye çalışan Jean’ı daha iyi anlayabilmek için ona kulak vermeli: “Gençken kendimi hep Albert Camus’nun Yabancı’sı Genç Mersault gibi hisseder, onun Cezayir sokaklarında yaptığını Paris sokaklarında yapar, kalabalığa karışarak bir filmde bulunduğumu sanırdım”.

“Magnetic Fields” albümünün ardından, Mao sonrası Çin’e konser vermesi için davet edilen ilk batılı müzisyendir Jean. Bu konserin kayıtları “The Concerts in Chine” adıyla yayımlanır 1982’de.

Bir yıl sonra müzik tarihindeki en ilginç hikayelerden birine sahip olan bir albüm kaydeder; “Music For Supermarkets”. Bir sanat gösterisi için bestelediği eserlerden oluşan bu albüm sadece tek bir plak olarak basılır. Evet, yanlış okumadınız, sadece bir plak; yeryüzünde tek mevcudu olan bir plak. Açık arttırma ile satışa sunulan bu plak 69.000 franka bir koleksiyoncu tarafından alınır. Jean’ın bu eylemdeki amacı, müzikteki ticarileşmeye karşı tavrını koymaktır. Elde edilen geliri genç sanatçıların içinde yer aldığı bir organizasyona bağışlar. Plağın satışından sonra mastırlar yakılarak imha edilir. Dinleyicileri mahrum bırakmamak için de plak sahibi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere Lüksemburg radyosunda çalınır. Hayranlar da bu fırsatı kaçırmayacaktır elbette. Radyo programı hayranlar tarafından hemen kaydedilir. Parantez açarak meraklısına bir not düşelim: bu albüm MP3 formatında internette bulunuyor artık.

Hayranlarına göre bu tarihten itibaren Jean’ın albüm kariyerinin önemli sayfaları geride kalmıştır. Bir daha bu kadar kalıcı albümler yapması mümkün değildir onlara göre. Ama bizim için hikayenin devamında daha önemli bir yaprak var. Jean 1984 yılında çıkardığı “Zoolook” albümünün arifesinde güvenli karasularından ayrılarak “tehlikeli” denemelere girişir. Muhtelif diyaloglar sampıllayıp, bunları ses kolajları, gelecekçi hikaye provaları, fantastik şarkı provaları haline getirmekle meşguldür haldır haldır. Bu dönemdeki ön hazırlıklarının tüm meyvesini “Zoolook” albümünde toplar.

Albüme zenginlik katan bir diğer unsur eşlik eden müzisyenlerinin önemidir. Usta caz basçısı Marcus Miller, öncelikle King Crimson’dan tanınan elektro dokunuşlu sıra dışı gitarcı Adrian Belew, avangard davulcu Yogi Horton, kavramsalcı performans sanatçısı ve şarkıcı Laurie Anderson, yan yana gelerek tuhaflığı müzikal mucizeye dönüştürürler.

Garipsense de, bazılarınca Jean Michel Jarre sanatına başlamak için hiçte uygun görülmeyen bu “tehlikeli” kopuş albümü, macerayı seven herkese yapacağımız ilk ve tek Jean Michel Jarre önerisi.

Düşlerini sıklıkla yardımına çağırır Jean. Hiçbir şey bilmeden konsere gittiği Çin’i ilk kez düşlerinde tanımıştır; yeşil ve mavi renkli, tek tip üniformaları içinde oradan oraya telaşlı bir şekilde koşuşturan bu minyon insanlarla ilk kez orada karşılaşır. 

Bir kez Rolling Stones ile çaldığını görür rüyasında. Ertesi gün plak  şirketinden gelen telefonda, Mick Jagger’ın bir parça için kayıtlara katılmasını talep ettiğini öğrenir. Yine bir başka fantastik rüyada sohbete daldığı Salvador Dali, onu evine davet eder. Ölümünden kısa bir süre önce gerçekleşen bu davette, deli dahi ressamın son  aylarda sadece “Zoolook” albümünü dinlediğini öğrenir. 

NASA’nın 25. kuruluş yıldönümü için planlanan dev konsere kadar sessiz kaldı Jean, iki yıl boyunca. Konsere saksofonuyla katılması planlanan astronot Ronald McNair, bu konser için tasarlanan uzay gemisinin infilakı sırasında yaşamını yitirince, anlamı değişen konser astronotun anısına yapılır.

Ardından da efsanevi The Shadows topluluğunun gitarcısı Hank Marvin’in eşlik ettiği “Revolutions” albümü piyasaya çıktı. Bu Jean’ın mega konser hazırlıklarının başlangıcı oldu. Bastille Günü anısına Paris’te verilen, iki buçuk milyon insan tarafından izlenen konserden sonra Jean, uzun bir süre spot ışıklarından uzaklaştı.  

Elinde sadece mega konserler kalır Jean’ın bir iddia konusu olarak. 2000 yılında Gizeh Piramidi önünde milenyum konseri verir. Pop çizgisine paralel çalışmalarla dönüşü, hayranlarını küstürür. Artık eskisi gibi ilham dolu değildir besteleri; süreleri kısalmış ve new-age tınılarıyla yüzeysel temaları işlemeye başlamıştır. İşte neredeyse adı ile özdeşleşen asansör esprilerinin ayyuka çıktığı zaman bu zamandır. Ne yönüyle seviyor olursa olsun, bir zamanlar merakını onda yoğunlaştırmış herkesin arzu etmeden üzerinde hemfikir olduğu şey, artık Jean’ın müzikal olarak söyleyecek çok fazla sözünün kalmadığı yönündedir. 

Bu yazı Kategorilenmemiş kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>