Tekno’nun Eksikli Tarihi – 25
En iyi arkadaşım pro tools; Don Was
Müzik dünyasına satirik R&B ikilisi Was (Not Was) ile zuhur ettiği bilinir Don Was’ın. Müzikal kariyerine bir basçı olarak başlamıştır; ama bununla yetinmeyecek kadar muzır bir adamdır.
Pop müzisyenliğinden çağdaş müzik yapımcılığına, elektronik konseptlere göz kırpan işlere uzanan yolculuğu, caz kültüründen, John Coltrane ve Miles Davis’in elektronik denemelere açılan kapılarından beslenir.
Şimdi 54 yaşında olan Detroitli bu yetenekli adamın, son 25 yılda parmak attığı albümlerin sayısını kendiside tam olarak bilmiyordur herhalde desek, abartılı şeyler söylemiş olmayız. Yollarının kesiştiği bir kaç isim vermek gerekirse Bob Dylan, Bob Seger, Glenn Frey, Iggy Pop, Khaled, Jackson Browne, Bonnie Raitt, Rolling Stones ve The B-52’s ilk akla gelenler.
Don Was, nerede bulunursa bulunsun, gerçek bir ışık kaynağıdır. Onu tanıma fırsatı tanıyan müzisyenlerin istisnasız tamamı, karanlıkta kalmaya başlamış yönlerini hep onunla aydınlatmaya çalışmışlardır. “Yıllar geçiyor, acaba zamanın gerisinde mi kalıyorum?” diyen, “eskisi kadar ilgi görmüyorum” kaygısı taşıyan her müzisyenin eninde sonunda gelip kapısını çaldığı bir trend yaratıcıdır Don Was.
Bilgisayarların kendi başlarına daha yaratıcı müzik yapabileceklerini düşünür Don. Bu sulak yerde büyümüş hesap makinelerinin içinde, aslında tasavvuru olanaksız bir ruhun gizlendiğinden şüphelenir. Tehlikeli etaplardan oluşan bu garip yolculuk baştan başa bir hata gibi görünse de, Don’un çok değerli rehberleri olmuş yanında sürekli.
En yakın arkadaşı pro tools. Ona göre bu mucizevi varlık yolculuk alanını yansız, tarafsız bir bölgeye dönüştürür. Parçaların yazıldığı alan ise gerçekten boş bir sayfadan fazlası değildir Don için. Ve renk yaratan kalem veya iz bırakan kişi de önemli değildir. Hatta bireyler bile tek başına önemli değildir. Harika fikirler öne sürdüğünü düşünen her birey maalesef bir yanılsamadan başka bir şey değildir.
Bir gece Bob Dylan ile birlikte çalışırken, Don Bob’a milyon dolarlık bir soru sorar: “Gates of Eden’ gibi bir şarkı yazarken neler geçiyor içinden? Bunu nasıl hazırlıyorsun? Nasıl yapıyorsun? Ve ben neden yapamıyorum?” der.
Esas olarak aldığı yanıt gayet basittir özünde: “Bana inanıp inanmamakta serbestsin fakat bu şarkıyı ben yazmadım. Kalemimin kağıdın üstünde hareket ettiğini hatırlıyorum fakat ben yazmıyordum. Haber vermeksizin geliyordu kelimeler ve notalar. Bu öte tarafta ki kaynaklardan geliyordu” der Bob.
Birlikte çalıştığı bir başka mucizevi müzisyen olan Rolling Stones’un Keith Richards’ı da benzer şeyler fısıldamıştır kulağına. Aşırı yoğun ve meraklarının peşinden sürüklenen derin bir adam görüntüsü vermek yerine, sezon boyunca eğlenen, kahkahalar atarken işini yapan biri olarak Keith, yaratıcı ruhlarını basit kanallardan alıyor, gerçekten önemsediği şeyin eski bir bilgisayar veya bir Wollensak (eski tip bir kaydedici) kullanması olduğunu söyler.
Yöntemlerine, en büyük katkıları sağlayacak faktörlerle karşılaştığı zaman, eğlenmekte olduğunu fark etmesi onun yönteminin ta kendisi olmuştur. O yüzden Bob ya da Keith gibi müzisyenlerin hayata, sanata, üretime verdikleri değerin cinsi, Don’un çalışma düsturudur. Yeni bir albüm konsepti tasarlamak, onun için fişi prize takmaya yakın bir ciddiyet taşımıştır bir yerden sonra.
Oyun yazarları sıklıkla, konuşmaları yapmaktan çok naklederler. Onlar karakterleri bulur, yaratır ve onların konuşmalarına gizlice kulak misafiri olurlar. Bu dünyadaki müzisyenlerin de önemli bir çoğunluğu için geçerli bir yöntemdir. Oldukça fazla tek başına yapımlar gerçekleştirebilen biri olarak Don, kendi kendine diyalog kurmanın en güzel yolunu icat etmiş vaziyettedir artık.
Don’un hisleri hakkında detaylı düşünmeyi unutalı çok zaman olmuş. Sadece birlikte çalışacağı müzisyenlerin şarkılarının içinde yaşamayı seçmiş. Bakış açısından doğurttuğu yöntemiyle Don, şimdi dünyanın en iyi, en verimli ve en duygusal pro tools kullanıcısı. Çok karmaşık havuz problemleriyle karşılaştığında bile hiç korkmuyor.
