Tekno’nun Eksikli Tarihi – 27

Zamanın ilerisini düşünebilmek; Miles Davis

Miles Davis adının konunun sadece cazdan açılınca geçmesi yerindelikle birlikte bir de eksikliğe işaret eder. Oysa konu elektronik müzikten açılınca da geçmeli adı. Miles, caz tarihinin en çok tartışılan müzisyenlerinden biri; oysa elektronik müzik tarihinin de en çok olmasa da, arada bir tartışılan kişisi olmalıdır.

 

Bu çok tartışılan kimliğin devrimci yanı, kendinden sonraki müzisyenlere ritmik özgürlüğü, hacim ve espas kavramlarının müzikte nasıl kullanılacağını öğretmesi, her zaman üflemenin değil, duraklama anlarının da müziğe dahil olduğunu göstermesidir. Özellikle altmışların sonunda rock-funk fırtınasının etkisindeki “In a Silent Way” ve “Bitches Brew”, elektronik müziğin karanlık tarihi açısından bir hazine olarak görülebilir.

Ambient atmosfer ve mekan yaratma konusundaki tüm zamanların en iyi albümlerinden biri olan “In a Silent Way”de Miles, Stephen Hawking’in fizik teorilerini caz kompozisyonlarının içine yerleştirmeye çalışır.  O zamanlar kafası karışan eleştirmenlerden kötü notlar alan “Bitches Brew” ise, zaman içinde en çok satan ve fusion’ın fitilini ateşleyen caz plaklarından biri olarak sonradan kıymete biner.

Albümde rock’n roll’dan esintiler, etkiler ve göndermeler vardır, ancak bunu yaparken geçmişin gerçek caz mirası üzerinde yükselmesi daha değerlidir. Zamanının en yenilikçi, en devrimci albümüydü “Bitches Brew”. Caz-severlerin o ana kadar yaşanan kültürel değişimi yakalamasında büyük bir iyimserlikle ayna tutmuş; yeni bir kültürün sınırlarını çizmek adına caz, rock ve funk müziğini bir araya getirmişti.

Öyle bir dönem yaşanıyordu ki; birçokları kültürün yeni sınırlarını çizmek adına “tehlikeli” bir yolda ilerliyorlardı. Albümün başarısında yaptığı kapakla önemli katkı koyanlardan biriydi. Fırtınalı bir okyanusa, dolayısıyla batıdaki olası kaderlerine bakan bir çift siyahı gösteren Michael Halewin’e ait olan  albüm kapağı, içinde bulunulan dönemin iyi bir göstergesiydi.

“Bitches Brew”dan ve özellikle “In a Silent Way”dan sonra dünya aynı dünya olmayacaktı. Yeni keşifleri tümü ile kucaklayan ve yenilikçi Miles’ın müziği üzerine kurulmuş olan anlayış, gerçekten yaratıcılığa açıkça alerjisi olan geçmişte oyun çeviren müzisyenleri tehdit ediyordu. Piyasaya çıkmasından bu yana geçen bir çeyrek asırdan biraz fazla süre boyunca ismi her daim taze kalan albümde, hem coşkuyu ve hem de depresif duyguları bir arada hissetmek mümkündü. Yani tam da elektronik müziğin bize anlatmaya çalıştığı şeyi.

Meydan okuyan yenilikçiliği genç elektronikçi müzisyenler için ayrıcalıklı bir konfor sağlamaya devam edecekti.

Bunca geçen yıldan sonra, albüm her dinlenişinde, asit caz ve elektronikanın gelişiminden sonra halen ne kadar taze olduğu ve zamana meydan okuduğu bir kez daha fark edilir. O gelecek nesillere kuvvetli bir yol göstericiydi; geçmişin gerçek caz mirası üzerine de yaratıcılığın devamını sağlayacak şekilde inşa edilmiş gerçek bir caz çalışmasıydı. Doğal bir müzikal evrimin sesi ve Miles’ın sanatçı tavrının en güzel örneklerinden biriydi.

Miles, önderi olduğu hareketleri yaratmamış, fakat taşıyıcısı olarak başyapıtlarını üretmiş ve gelişimlerine en önemli katkıları koymuştu.

Bill Laswell’ın 1998 yılında çıktığında tartışmaya yol açan remiks girişimi “Panthalassa”da, zamanının bir hayli ilersindeydi. Zaten tartışmaya yol açmış olmasının da başlıca sebebi buydu. Özellikle caz muhafazakarları için algılanması olmasa da kabullenilmesi pek mümkün görünmeyen bir hamleydi bu caz adına. Caza elektronik müziğin girişi, cazda tutucu zihniyetin iyiden iyiye açığa çıkmasına, yüzünü daha bir çıplak göstermesine yol açmıştı.

Laswell’in projesi, o güne kadar sanatı ve teknolojiyi buluşturan en ileri radikal hamlelerden biriydi. Ancak Laswell yoktan var etmemişti bu işi. Aynı derecede Miles’ın 1969 ve 1974 arasındaki elektrikli yıllarının verdiği ilham modern sonrası zamanlar için ileri derecede açık uçluydu.

Laswell, açık anlamlar üzerine kurulu albümler “In A Silent Way”, “On The Corner” ve “Get Up With It”i düşsel bir ses mozaiğiyle bezeyerek şekillendirmişti.

Laswell’ın içeriğini ödünç alarak yeniden boyadığı ses manzaraları, mucizevi olduğu kadar bu dünyaya ait olmayan kareler de doğurmuştu. Yanı sıra John McLaughlin’in gitarı, Herbie Hancock ve Chick Corea’nın klavyesi de elektronik dünyaya ayak basıyordu.

Laswell’ın “Panthalassa” ile zorluklar içinde, mücadeleler sonucu elde ettiği bu başarı, hem Miles’ın genç kuşaklarda saygınlığını arttırıyor, hem de modern müziğin o ana kadar biraz utangaç bir biçimde kendini hissettiren eğilimlerine meşruiyet kazandırıyordu.

“Pathalassa”nın bıraktığı yerden, “Panthalassa: The Remixes” ile King Britt, Philip Charles, Doc Scott, DJ Cam ve Jamie Myerson almışlardı bayrağı. 

Elektronik müzik Miles’ı kazanmıştı, ama biz onu 28 Eylül 1991’de, 15 yıl önce kaybettik.

Bu yazı Kategorilenmemiş kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>