Tekno’nun Eksikli Tarihi – 29
Minimalizmin usta intikamcısı; Philip Glass
Onun yirminci yüzyılın ciddi ve entelektüel müzisyenlere pek iyi davranmamış olmasının intikamını alan adam olarak görülmesi kesinlikle yanlış olmaz. Özellikle İkinci Dünya Savaşından bu yana, yarattıkları şeylerin sadece küçük öğrenci grupları ve kuramcılar tarafından alkışlandığı, tecrit edilmiş akademik bir dünyada yaşamaya mahkûm edildiği avangard bestecilerin Spartakus’u olarak görülmesi daha da yerinde olur.
Yıllarca, öncü besteciler yapıtlarını altın kafeslerde çalarak, vasat bir başarı sağlamışlardı. Bugün ise, yeni müzik özellikle elektronik müzik dinleyicileri üzerinden dünyadaki yerini bulmakta, hem eleştirici bir takdir hem de hararetli bir dinleyici kitlesini kendine çekmekte. Minimalist müziğin en önemli bestecilerinden Glass, bu yolda gerçekleştirdiği ilk intikam hamlesinde, doğunun ritmik yapılarını batının temel armoni ve çalgısal kavramları ile birleştirmişti.
Genç Glass fikirlerini tamamen yeniden değerlendirmesi gerektiği kararına varmıştı. 1964 yılında ünlü kompozisyon öğretmeni Nadia Boulanger ile çalışmak üzere Pittsburg’dan ayrılarak Paris’e gitmiş; uzun iş yolculuğu onu Tibet sınırına kadar taşımış, kendi deyimiyle, bazı kere Batılı bir yüz görmeden haftalar geçirmişti.
Genelde minimalist müzik olarak tanımlanan müziğin belki de en önemli bestecisi olarak kabul görüyordu, ama bu kesinlikle yetersizdir onu anlatmak için. Sondan birkaç önceki kuşakları büyülemiş tonalite ve ses araştırmalarının sahibi olan Glass eşsiz bir besteciydi, çünkü yapıtları popüler müzik severler kadar ciddi müzik meraklıları için de çekiciydi.
Müziği taşıdığı melodik özellikler nedeniyle herkes tarafında tüketilebiliyordu. Konsantre olarak dinlendiğinde monoton değildi. Bununla ilişkili olarak, saplantılı öncülerin yegâne hedef kitlesi, müziği entelektüel olarak tüketenler gibi görünürken, Glass’ın konserlerinde rock ve pop müziği dinleyenler de boy gösteriyordu. Müziğinin çok geniş kalabalıklar tarafından tüketilebilir oluşu, onu kısa sürede ağızdan ağza dolaşan bir efsane konumuna getirmişti.
Glass’a göre pop ve klasikten kopuş, sadece crossover dinleyicisi sayesinde gerçekleşebilir ki, bu diğer öncülerin da kıskançlıkla kabul ettiği bir durumdu. Minimalizm terimi Glass’ın bestelerine temel olarak tekrarı yaygın bir şekilde kullandığına işaret ediyordu. Onun müziğinde yapısal açıklık, batı müziğinde çok doğal olan armoni ve melodi ilkelerine egemendi.
Bu çok karmaşık gibi görünmekle birlikte, elde edilen sonuç yavaş yavaş değişen, rüya hissini veren bir ses görünümüydü. Glass’ın yaptığı şey müziği temel öğelerine indirgemekti. Böylece araya sokulan bir kaç nota, sesin renk ya da yapısında bir değişiklik, ya da sesin alçalma ya da yükselmesinde bir değişiklik, şaşırtıcı ve açıklayıcı oluyordu. Glass müziğin başka bestecilerin genellikle pek önem vermediği basit yapı malzemesine dikkati çekmişti.
Bunu dinleyenlerin çoğu, kısa bir süre sonra müziğin hareketsiz olduğu duygusundan kurtulup güç ve enerjisinin etkisi altında kalıyordu. Elektronik müziğin saklı mirası ile kurduğu akrabalık bu anlayışın sonucuydu.
Glass öncü müziğin ilk “süper-star”ıydı. Bir yandan popüler müzik, diğer yanda da ciddi müzik olmak üzere ortaya çıkan bölünme, Glass için eşsiz bir ortam yaratmıştı. “Koyaannisquatsi” filmine yaptığı müzikler ve “The Photographer”, onun bu konuda örnek gösterilebilecek en önemli işlerindendi. Ayrıca “Einstein On The Beach”, halk tarafından kabul edilme bakımından, belki de Glass’ın bugüne dek en rahat tüketilebilir yapıtıdır.
Glass’ın müziği, konser salonu ve plaklardan çok, tiyatro, dans ve film sanatını da bünyesine katan optik ve dramatik bir duruşla yakından ilintiliydi. Bu konuda en çok operaya önem verir; çünkü orada bir besteci için temel müzik yenilenmesi ve yaratıcılık açısından çok fazla olanak vardır. Bu alandaki ilk meyvelerini New York’lu tiyatro ve multimedya sanat yönetmeni Robert Wilson ile birlikte çalıştığı verimli yıllarda kazanır Glass.
Glass sadece Amerika’da değil, tüm dünyada çoktandır bir yıldız. Avrupa’nın önemli kültür merkezlerinde ise, yeni müziğin en gizemli bir tipi olarak kabul ediliyor. Ancak Glass öyle bir karakter ki, bazıları onu yeni, tüketilebilen öncü müziğin dâhisi olarak kabul ederken, başkaları bu kulvarın özrü olarak görüyor ve yerin dibine sokuyor. Tartışılmayacak olan ise, Glass’ın akademik olanla halka açılabilen arasındaki şifreyi çözmüş olmasıydı.
Glass müziğinin bu serüven-sever rock icracıları üzerinde bu denli etki yapmış olmasından memnun. Ciddi ve popüler sanat arasındaki mesafenin giderek azaldığı bir noktaya yaklaşmakta olduğumuz kanısında.
Bununla birlikte, yapıtlarının Brian Eno, Robert Fripp, David Bowie ve Kraftwerk gibi isimler arasında gördüğü itibar, önemli bir farka yeterince işaret ediyor.
Çünkü diğer pop müzisyenleri dili bir paket haline getiriyorlar. Dili paketlemenin yanlış bir tarafı olup olmadığı tartışması bir yana; bunun bir kısmı çok iyi müzik olabilir, ama sadece bu iki tür müzik birbirinden farklı. The Beatles’ın ya da Rolling Stones’un müziği paketleyerek yaptıkları da bir yana, Glass’ın önemi hiç kuşkusuz popüler müziğin temel öğeleri ötesinde araştırmalar yapmış olmasından kaynaklanıyor.
Elektronik müziğin saklı tarihindeki en mühim taşlardan biri olarak Glass, kuşaklar evvel alınmış bir intikamın iç rahatlığına taht kuran yeni yetme zibidi popüler elektronikçilere üzülerek gülümsüyor.
