Hippilere güvenmeyen adam; Adrian Sherwood
On-U Sound’da yaptığı Tackhead projeleri ile parmak ısırtan elektro DJ’yi Adrian Sherwood, bu projelerin üstüne son noktayı koymasından kısa bir süre sonra kendi solo albümünü çıkarmıştı. İronik bir biçimde bu albüme “Never Trust a Hippy” (Bir Hippiye Asla Güvenme) adını vererek kapağına bir kurbağa grafiği koymuştu.
“Never Trust a Hippy” aslında Sherwood’un ilk ve gerçek aşkı olan reggae ile küresel tınılar üstüne kuruluydu. Sherwood bu albümden kısa bir süre önce “Chainstore Massacre”da ismi bile birçok büyük firmanın mağaza zincirini eleştiren bir toplama albüm gerçekleştirmişti. Hemen ertesinde çıkardığı albüm ise, Peter Gabriel’in şirketi Realworld’den, dolayısıyla da Virgin’den çıkmıştı. Virgin bir dünya devi ve mega kuruluş olarak bir çok küçük şirkete daha sahiptiler. Aslında konseptini dünya müzikleri ile dans ritimlerini buluşturan bir anlayışın üzerine kuran On-U Sound için hava hoştu. Çünkü Sherwood’un en güzel özelliklerinden biri bu işi para için yapmıyor olmasıydı. Tek istediği yeni yetenekleri ortaya çıkarmak, inandığı müziğin oluşmasını sağlamak ve enerjisini dinleyicilere yansıtabilmekti. Yani kısacası, müzik dünyasında sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen misyonerlerden biriydi o.
Sherwood aslında hiçbir zaman uzağımızda değildi; hatta çok uzun zamandan beri aramızdaydı. Kendisi bugüne kadar yüzden fazla albüm ve single yayınlayan ve birçok ünlü sanatçıya müzik dünyasının kapılarını açan biri olarak, birçoğuna ise ilham veren On-U Sound Records’un arkasındaki adam. Yaklaşık 20 yıldır bu büyük ailenin dedesi olarak anılıyor.
Bundan 30 yıl önce en sevdiği oyuncağa, eko makinesine âşık oluyor Sherwood. Bunun üzerine punk hayranlığından, Lee ‘Scratch’ Perry’nin öğrenciliği mertebesine yükseltiyor kendini. Bugün ise boombox’ın atası unvanlı bu zeki adam, her markanın bir gün klişe olacağının bilincinde. Bu yüzden ikinci solo albümüne minimalizm esintili bir tekrarlama ve beğeni kavramı üzerine özgünlük ve yenilikçilik fikirlerini ekliyor.
Müstakil evinin en büyük salonunu, sayıca üstünlüğü reggae ve dub müziğinin mihenk taşları olmak üzere sayısız plak ve tıka basa ekipman ile dolduran Sherwood, bu kalabalık içinde kendini halen yalnız hissediyor.
Sherwood’un yalnızlığı kalın adamların davet edildiği partiye davet almayan mutlu adamın yalnızlığına özdeş. Bu durumdan son derece hoşnut. Bu saygı, para ve sınıfsal statükodan çok daha itibarlı bir durum Sherwood gibi bir sanatçı için.
Sherwood’un çalışmalarının köşe taşlarını oluşturan şey, sosyal demokrasi ile örülmüş ilişkiler ağı, idealizm ve özellikle pragmatist olmayan, biraz da fatalistik bir yaşam anlayışı.
Yetmişlerin başlarında İngiliz yeni yetmeleri T. Rex’i alkışlarken, fenerini Karaip göçmenlerinin partilerinde söndüren Sherwood, içindeki sevgiyi her attığı müzikal adımda biraz daha katmanladı. Çalışmalarından elde ettiği yegâne fikri sonuç, kariyerinin dub ve reggae müziğine sadakatten ibaret olduğuydu. Bu da ikinci solo çalışmasına “Becoming A Cliche” adını verme sebebiydi.
Asian Dub Foundation’ın son albümünün yapımcılığını üstlenen dub ustası aynı zamanda çok iyi bir remiksçi. On-Studio’da daha önce Tackhead dışında, Dub Syndicate, African Head Charge ve Little Axe gibi isimlerle çalışan Sherwood’un işleri tecrübesinin tam bir yansıması. Radio 4’dan Sinead O’Connor’a, Primal Scream’e kadar uzanan geniş remiks çalışmaları onun gelmiş geçmiş en iyi yapımcılardan biri olduğunun kanıtı. Bu kadar geniş bir yelpazedeki isimlerle çalışmanın getirisi olarak ürünleri, Afrika ve Karaipler tınıları ile Sub Continental, Ortadoğu, dub, trance, ambient ve caz öğelerinin mükemmel bir harmanı.
1979’dan bu yana sayısız çalışmaya imza atan, severek dinlediğimiz pek çok müzisyen ya da topluluğun arkasındaki gizli ve mütevazı adam rolünü oynamayı seve seve kabul eden Sherwood, sadece bilgisiyle değil, sevecen kişiliğiyle de gerçek bir müzik adamı. Bu kadar başarılı ve büyük bir ustanın ismini bugüne dek hak ettiğince duymamış olmamız onun özel tercihinin sonucu. Sherwood müzikte hep arka planda kalmayı tercih ediyor. Bu durumu kendi sözleriyle şöyle açıklıyor; “Ben insanları organize ediyorum ve onları gerçek topluluklar haline getiriyorum. Çünkü birçoğu bana sadece stüdyo grupları olarak geliyorlar. Şarkıları hazırlıyorum, kaydediyorum ve remiksliyorum. Sonra şarkılar benim içini rahatlatana kadar onları düzenliyorum”. Dışarıdan bakıldığında çok fazla iş yapmıyormuş gibi görünen Sherwood, aslında şarkıların mavi boncuk dağıtmasında hatırlı bir rol oynuyor.