Tekno’nun Eksikli Tarihi – 34

Elektronik Müzik Kozmonotu; Klaus Schulze

Elektronik müzik alanında oluşmuş ve oluşması beklenen eğilimlerin tavizsiz öncüsü Klaus Schulze. Hiç kolay değil; bir düşünün. Profesyonel müzik alanında 30 yılı aşkın bir süredir kesintisiz aktif olacaksınız; hem yüzünüzü eskitmeden kalacaksınız, hem özgün kişiliğinizi muhafaza ederek ilkelerinizden taviz vermeyeceksiniz, hem de yeni eğilimlerin öncü kimliği figürünü elden bırakmayacaksınız. Bunu beceren ender müzisyenlerden biri, pek çoğunun adını ilk kez Tangerine Dream kadrosundan öğrendiği ilerici müzisyen Schulze.

 

1973’ün ikili albümü “Cyborg” ile, yıllarca biriktirdiği synth denemelerini ve geniş açılı fikirlerini açığa çıkarmıştı Schulze. Bir orkestra eşliğinde, süpürücü ses dalgaları yayan bir VCS3 ve diğer statik ses üreten makinelerle kaydedilen albüm, egzotik sesleri ve ritimleriyle tuhaf bir zihinsel yolculuğa çıkarıyordu dinleyenleri.

Giderek tempo kazanan ve tercihini cazibeli seslerden yana kullanan Schulze, yetmişli yılların ortalarına kadar yaptığı tüm albümlerle seksenli yılların müjdecisi oluyordu. Özellikle 1974’ün “Timewind”i kariyerinde ve elektronik müziğin tarihinde önemli bir dönemece işaret ediyordu.

Kitap yakan, soykırım yapan, kültür yağmalayan Nazizm’in ardından Alman toplumunda yaşanan ruhsal fakirlik, sonraki yıllarda yükselen karşıtlığını yaratmıştı. Altmışlı yılların Anglo-Amerikan müziği üzerine kurulu olan pop kültürüne tepki olarak, kendi topraklarının müziğine geri dönen Alman sanatçılarının dönemi başlamıştı yetmişli yılların başlarında.

Amerikan eğlence müziğine karşı ve Almancada içerik olarak anlam taşıyan, Karl-Heinz Stockhausen gibi avangard sanatçıları konu eden ve hatta tüm dünyada İngilizce öngörülen rock müziğine Almanca sesler katan müzisyenler beliriyordu artık. İngiliz ve Amerikan rock müziğinin temelinde yatan ritmi, bağımsız ve devrimci karakteri her şeye rağmen muhafaza ediliyordu. Böylece Alman müziği, hala İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden biri olan kültür karmaşası içinde de olsa, kendi ve diğer kültürlerin karışımından ortaya çıkan müzikle özgün bir geleceğin ilk adımlarını atıyordu. İşte bu ortamda filizlenmişti “Timewind”.

Huzursuz geçen yılların ardından yükselen müzisyenler kuşağına mensuptu Schulze. Onun verimli bir sanatçı olarak en iyi yılları, Alman müziğinin dorukta olduğu zamanlara rastlamıştı. Almanya’da 1977 yılı tüm müzisyenlerin en bereketli yılıydı. Modern elektronik akımların sürükleyicisi olan tüm önemli isimler birden fazla albüm gerçekleştirerek, yarının müziğini oluşturma yarışında ülkelerini önemli bir pozisyona getiriyorlardı. Schulze’de üç albümle katıldı 1977’nin dijital hizmet yarışına; “Body Love”, “Mirage” ve “Body Love II”.

Ses manzaraları yaratan Schulze için iki bölüm halinde müziklerini gerçekleştirdiği “Body Love” filmi bir dönüm noktasıydı. O tarihten sonra seslerle görsel olarak oynamaya başladı. Bu albümdeki müzik geçmişin mirasının toplardamarı olarak ortaya çıkmış; uzaysal ritimler ve ardışık elektronik melodileri içine alarak kaynaştırmıştı. Sürekli değişen bas çizgisi Tangerine Dream benzerliğiyle öne çıkarken, arpejlerle örülmüş melodik çizgisi ve arka planı dolduran bleepleyen sesleri Jean Michel Jarre’ın “Oxygene” dönemine ışık tutuyordu.

Kısa cümlelerle anlatılan uzun uzay hikâyeleri; ani dönüşler içeren düğüm noktaları; şaşırtıcı sonuçlarla noktalanan gizemli yolculuklar; erken yetmişli yılların efsanevi Berlinli analog sesler profesörü Schulze’un albümlerinin genel izleği buydu. Elektronik müzik tarihinden fırlatılan roketin gerçek kozmonotu Schulze’un tüm kariyeri, uzaysal elektronik müziğin sınırlarını zorlamakla geçmişti. Bu ulvi meslek onun solo çalışmalarında olduğu gibi, Tangerine Dream ve Ash Ra Tempel gönüllüsü olarak bulunduğu çalışmalarda da üzerine dert edindiği birincil konuydu. Gerek solo besteleri, gerekse topluluk içindeki vazifesinin asli olarak yüzünü çevirdiği yerde, ses ve görüntü arasındaki espas ilişkisini betimliyordu. Özellikle tüm zamanların en çok salık verilen “Mirage” ve “Timewind” albümleri bu konuya kafayı takmıştı.

 

Klaus Schulze’un yaratıcı çalışmaları, genç dinleyicilerin kulaklarını sulandırmaya, yarını yaratacak yeni elektronikçi kuşakların ise yolunu aydınlatmaya halen devam ediyor.

Bu yazı Kategorilenmemiş kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>