The Troublemakers / Express Way (2005)
Blue Note firmasının Fransa ofisinde mutlu sonla biten hikaye, geçen yüzyılın sonunda Marsilya’daki bir kültür merkezinde başlar. Serbest çalışan iki DJ, Lionel ve Fred Berthet ile sanat okulu mezunu Arnaud Taillefer, bir DJ miks workshop’unda tanışır. Her üçü müzik konusunda ortak perspektife sahip olduklarını anlamakta gecikmez ve 2000 yılında The Troublemakers adıyla olarak bir araya gelirler. Bir yıl sonra Chicagolu elektro firması Guidance’den “Doubts & Convictions” adlı ilk albümleri çıkar. Bu albüm tartışmasız kategori dışıdır, ancak stilistik açıdan olmayan ülkeye ait müzikler, bir hedef kitle de oluşturamaz; sadece entelektüel elektronik dinleyicisi ve tutucu olmayan caz fanları tarafından ilgi görür. Yaklaşık iki yıl sonra The Troublemakers sadece Taillefer’den ibaret kalır. Ardından da Taillefer ve bir süredir DJ Oil adını taşıyan Corsini ile yan yana gelir; Blue Note ile sözleşme imzalar. Bu adım çok mantıklıdır çünkü Blue Note sadece standart caz değil, aynı zamanda sistematik olarak cazı ileriye taşıyan genç sanatçıları bulup çıkarmakla da ünlü bir markadır. Bu işte oldukça başarılı olduğunu Blue Note Fransa’dan geçen yıl çıkan St. Germain ve genç DJ Booster’dan biliyoruz.
The Troublemakers’ın yeni albüm çalışması “Express Way”, adeta selüloitten yapılmış; çeşitli enstrümanlar, kameranın önünde bir araya getirilmişçesine, sinema dili ve tekniği ile örülmüş. Arada bir özel efekt etkisi veren sesler ekleniyor. Altmışlı yıllardaki caz, funk, rare groove, easy listening ve her şeyden önce çok sayıda duygusal filmin müziğini yansıtan parçalarda, sinema koltuğunda hissediyor insan kendini; tıpkı gerçek zamanda bir caddede elinde silahlı Jean Paul Belmondo ya da Alain Delon tarafından arkasından kovalanıyormuş gibi.
Albüm hemen oldukça dramatik bir film jeneriğini andıran ‘Every Day Is Just An Extension Of Yesterday’ ile açılıyor. ‘V 72’ ve ‘Le Bocal’ parçalarındaki funk öğeleri belirgin olarak altmışların sonundaki film müziği estetiğini temel alıyor. ‘All We Love’, ‘Lemon’ ve ‘If You Arrest Me’ gibi parçalar yetmişlerin başındaki soul’u büyük bir jestle yansıtıyor ve Billie Holliday saygı şarkısı ‘God Bless Billie’ doğallık ve zarafetle soul, caz ve şanson öğelerini bir araya getiriyor. Bununla birlikte albüm, geçmişteki müzikal stillerin pazıl parçası gibi birleştirilmesinden öteye gidiyor. Buna ikiliye destek amacıyla stüdyoya gelen çok sayıdaki genç yeteneğin katkısı inkar edilmez. Marsilyalı hip-hop’çı DJ Rebel ve Flüt virtüözü Magic Malik albümü ne kadar zenginleştiriyorlarsa, afro-soul kraliçesi Sandra N’Keke, soul şarkıcısı Jules Bikoko, Blackalicious’dan tanıdığımız rapçi The Gift of Gab ya da saksofoncu Julien Lourau’da o kadar katkıda bulunuyor. Final cilasından sorumlu kişi ise Mischpult-Meister Jeff Sharel.
İkili albümü seslerden ve resimler yaratıyor; asıl mesleği grafikerlik olan Taillefer için görüntü vizyonu en az tınılar kadar önemli olduğundan, yeni albüm için hemen bir film çekiveriyor. Hayır, video klip değil; basbayağı, neredeyse bir saat süren bir film. Bunu sınırlı sayıda CD ile birlikte verilen DVD olarak bulmak mümkün. Ancak “Express Way”i CD çalarına süren ve play düğmesine basan biri gözlerini kapadığında DVD olmadan da nefes kesen bir film izleyebilir.
