Zamanı yeniden keşfetmek; Yann Tiersen
Bizde adı iki filme yaptığı müziklerle duyuldu Fransız müzisyen Yann Tiersen’in. İlki kendi küçük dünyasından dışarıya uzattığı yardım eliyle mutluluğu arayan kızın hikayesi Amelie, ikincisi ise 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki yaşamın daha karmaşık ve zor bir dönem olduğunu filmin kahramanı Alex üzerinden anlatan Goodbye Lenin. Kendinden ziyade bu filmlerle anılan Tiersen adı bu iki filmle özdeşleşmişti ki, onun değişken yüzünü tüm çıplaklığı ile ortaya koyması açısından bu özdeşliğin haklılık payı büyüktü.
Bu iki filmin müzikleriyle tüm dünyada haklı bir ün yakalayan Tiersen’in yeni albümü “Les Retrouvailles”nin esin kaynağı, Brecht estetiğinden etkilendiği her halinden belli olan sinema yönetmeni Aurelie Du Boys’un geçen yıl İngiltere’nin batı kıyısında bulunan Ouessant çölünde çektiği La Traversee adlı film. İki filmin müziği ile ünlenen Tiersen’in aslında bu onuncu albüm çalışması.
Fransız kafe ve sokak aralarının kültürel dokusunu romantik bir dille işleyen, albümlerinde piyano ve akordeon ağırlıklı olmak üzere, mandolin, gitar, armonika, bas, banço gibi çeşitli enstrümanlar kullanan Tiersen, Divine Comedy’nin geçen yıl çıkardığı “Absent Friends” adlı albüme akordeonu ile eşlik etmişti.
Romantik esintili yeni albüm için gerekli ilhamı oluşturmak amacıyla beş ay bir çölde kalıyor Tiersen; düzenli olarak burası ile evi arasında mekik dokuyor. Burada malzeme niyetine ne bulduysa topluyor ve Paris’e götürüyor; “Les Retrouvailles”in temelleri böyle atılıyor. İlk olarak ses parçacıklarından oluşan bu malzemeyi enstrümanları ile yeniden canlandırarak, kendi dünyasının bir parçasına dönüştürüyor.
Rüya gibi albümde akordeon eşliğinde chamber pop parçaları, nefis piyano baladları ve biraz ilahi şarkılar var. Bol miktarda gitar ve ağır bas vuruşlarına da rastlıyoruz. Şarkılara aklı başında bir duyarlılık hakim. Bunların üç tanesinde iki güçlü pop şarkıcısı öne çıkıyor; Cocteau Twins’in Liz Fraser’ının ‘Kala’ ve ‘Mary’ ile Tindersticks’in Stuart Staples’inin ‘A Secret Place’ adlı parçalardaki varlıkları, Tiersen’in şarkılarına ayrı bir güzellik katıyor. Şöyle bir kapıdan ateş almaya uğramışçasına eşlik eden Jane Birkin’in varlığı ise, yoksul hanesine yapılmış zengin ziyaretini andırıyor. Tiersen, bir parçada (‘Le Jour De L’Ouverture’) eski dostları Dominique A ve Christophe Miossec ile birlikte çalışmış. Albümün bütününü adeta filmin sonik hikayesi gibi tasarlamış. Ya da çöl yaşamına Fransız eli değmiş (French Touch) bir dantel gibi.
Daha kovaya damlayan ilk damlayla birlikte kişilikli tonunu öne çıkarıyor Tiersen. Oda müziği ile musette (17. yy. müziğinde kullanılan bir obua cinsi) müzikleri arasında salınan sevgi dolu minimalizm karşılıyor bizi; eski bir atlıkarıncayı cilalayarak çocukluk hayallerimizin hizmetine sunarcasına. Bu bir film müziği değil, bu tüm zamanlarımızın filmine ait bir müzik. Sunan ile sunulan arasındaki tüm gizli anlaşmalara uygun; yüklerinden kurtulmuş olmanın melankolik sarhoşluğu eşliğinde olmasa da, mutluluk ve çaresizlik arasındaki tüm samimiyeti kapsıyor. Piyano, telliler ve şarkı eşliğinde umutsuz derecede romantik bir yolculuğa çıkararak, kendi şablonunun belli ölçülerde dışına taşıyor; çan ve akustik gitar eşliğindeki açılış parçası ‘Western’in klostrofobik derin depresyonu sonrasında, dinleyicilerini meslektaşlarının katılımıyla umut dolu açık havaya taşıyor Tiersen. Davulların ağır tonları yardımıyla insanı sarsan anlar oluşturulurken, ‘Kala’da Fraser bir peri gibi yumuşacık sesleniyor.
Tiersen’in sanatı, gelenekçilikle yenilikçilik arasında gezinen, sürprizlere açık; bir o kadar da nahif ve duygusal. Onu bazen nahif hayallerin çocuksu dünyasında, bazen de pop müziğinin hovarda ilişkileri içinde suçüstü yakalıyoruz. Yeri ve konumu ne olursa olsun; tüm içinde bulunduğu ruh hallerinin ortak paydası tutkudur. Kompozisyonlarında çırılçıplak sergilediği romantik ruh, vahşi Batıdan bir Fransız kasabasına, ıssız bir okyanus adasından dünyanın en büyük metropolüne değin ha bire sürükler durur onu.
Kolaylıkla tüketilemeyecek bir sanatçı Tiersen. Görkemli bir olgunluk içinde zamanı yeniden keşfetmek ve keşfettirmek onun işi.
